Mudo’dan Avea abonelerine 200 YTL’ye varan indirim!

GÜNCEL & YAŞAM, MODA

Mudo - Avea Kampanya

Mudo - Avea Kampanya

MUDO Mudo City, Mudo Concept mağazaları ve www.mudo.com.tr üzerinden alışveriş yapan Avea abonelerine 200 YTL’ye varan indirim fırsatı sunuyor.

Mudo’nun renkli dünyasının kapıları şimdi de Avea aboneleri için açılıyor. Mudo ve Avea iş birliği ile düzenlenen kampanya ile Avea aboneleri her 75 ytl’lik alışverişlerininde anında 20 ytl indirim kazanıyor. Mudo Collection, fts 64, dünyaca ünlü ithal markalar, Mudo Accessoires ve Mudo Concept ile hem evlerini hem de gardıroplarını yenileyecek Avea aboneleri bu kampanya sayesinde kışa kârlı giriyor.

31 Ekim 2008 tarihine kadar sürecek kampanya kapsamında, tüm Avea aboneleri Mudo City ve Mudo Concept mağazalarında ve www.mudo.com.tr üzerinden yapacakları her 75 YTL’lik alışverişte anında 20 YTL indirim kazanıyor.

Yapılan 750 YTL’lik alışverişlerde 200 YTL’lik indirim kazanma olanağı da sunulan kampanyadan yararlanmak isteyen Avea abonelerinin MUDO yazarak 6836’ya ücretsiz SMS göndermelerinin ardından kendilerine iletilen şifreyi mağazada kasiyere göstermeleri yeterli oluyor…

Pencere Önü Bostanları’nda şimdi de nane yetiştirmeye ne dersiniz?

GÜNCEL & YAŞAM

Botanika Nane Bostanı

Botanika Nane Bostanı

Bitkiseverlere evde sebze yetiştirmenin doyumsuz keyfini yaşatan Botanika, Pencere Önü Bostanları ailesini sürekli genişletiyor. 12 farklı sebzeden oluşan Pencere Önü Bostanları’nın son üyesi bol şifalı, güzellik iksiri nane.

Bahçe ve bitki ürünleri sektörüne yön veren Botanika, 25 yıllık köklü bir geçmişi olan Çiçek Coşturan ailesine Pencere Önü Bostanları’nı ekleyeli sadece 6 ay oldu. Bu süre zarfında kendini sürekli geliştiren Pencere Önü Bostanları’nda bitkiseverler, her biri farklı aromaya sahip 12 çeşit sebze tohumunu keyifle yetiştirdi. Kış mevsimine girdiğimiz ve soğuklara teslim olduğumuz bugünlerde, Pencere Önü Bostanları’na yeni katılan naneden bir tutam alıp, limon kabuğuyla kaynatarak bol şifayı evinize taşıyabilirsiniz.
Taze ya da kurutulmuş haliyle yemek ve salatalara katılarak keskin ve hoş kokusunu veren koyu yeşil nane yaprakları, kaynatıldığında gizlerini açığa çıkarıyor. Nane yaprakları ve limonun eşsiz uyumuyla vücuda ferahlık, rahatlık ve sakinlik veren nane çayı, soğuk algınlığına iyi gelerek, yüksek ateşin düşürülmesine yardımcı oluyor. Kaynatılan nane yaprakları yüz ve boyun bölgesine sürülerek cildin yenilenmesini, güzelleşmesini, canlanmasını sağladığı gibi, buharı solunum yollarını açıyor.

Pencere Önü Bostanları ile organik olarak evde sebze yetiştirmenin keyfini yaşatan Botanika tere, roka, taze soğan, dereotu, turp, maydanoz, semizotu, hindiba, buğday çimi, kedi çimi, sarımsak ve fesleğen’den sonra nane ile de doğayı evlere taşıyor. Artık daha derin ve geniş hacimli saksılara ekilen bostan tohumları toprağa sabitlenerek, sulamanın çok daha sağlıklı bir sonuç yaratması sağlanıyor. Saksının kapağını tabak olarak kullanıp alttan su vermek kaydıyla ilk on gün bol su verilen ve normal sıcaklık ortamında tutulan Pencere Önü Bostanları’nı evin güneş gören bir pencere önüne yerleştirerek zahmetsizce yetiştirebilirsiniz.

Nisan ayından bu yana altı ay gibi kısa bir sürede 60 bin adedin üstünde satılarak rekora koşan Botanika’nın Pencere Önü Bostanları tüm Bauhaus, Koçtaş, Praktiker ve Metro mağazalarında 10 ile 14 YTL arasında temin edilebiliyor. Botanika hakkında daha detaylı bilgi almak için www.botanika.com.tr web adresi ziyaret edilebilir veya 0 (216) 517 77 50 numaralı telefon aranabilir.

Televizyon keyfine Sonorous’un Plasma INOX serisi ile varın!

TEKNOLOJİ
Sonorus Plazma TV Sehpası
Sonorus Plazma TV Sehpası

 

 

Ev elektroniğini tamamlayan mobilyalar üreten Sonorous, cam ve alüminyumun kusursuz uyumunu bir araya getiren Plasma INOX serisi ile tüketicilerine askılı ve askısız olmak üzere 7 farklı seçenek sunuyor.

Çağdaş elektroniğin özgün tasarımlı mobilyalarına imza atan Sonorous, camın ve alüminyumun bir arada kullanıldığı Plasma INOX serisi ile 3 askılı, 4 askısız olmak üzere toplam 7 farklı modelini ev dekorasyonuyla buluşturuyor. Hem fonksiyonel hem de minimalist tasarımların buluştuğu Plasma INOX serisi, ev dekorasyonuna benzersiz bir şıklık katıyor.

Televizyonun tasarımının önüne geçmeyen, ev dekorasyonuyla uyumlu bir görünüme sahip modelleri ile dikkat çeken seride, askılı ürünlerde 8 mm, askısız ürünlerde üst cam 10 mm ile 2.ve 3. raflarda 8 mm cam kalınlığı kullanılıyor.

Son derece dayanıklı özelliklere sahip seride, askılı ürünler için 50 kg askısız ürünler için 80 kg taşıma kapasitesi mevcut. Seride ayrıca kullanıcılara, inox efektli alüminyum özelliği, Clear ve Pianoblack olmak üzere iki farklı cam rengi seçeneği ile Inox ve Smoked olmak üzere alüminyum renk seçenekleri sunuluyor.

42 inçe kadar ekran boyutuna sahip Plasma ve LCD televizyonlarla uyumlu olan Plasma INOX serisi, kabloların saklanabilmesi için özel kablo gizleme kanallarına sahip. Sonorous’un tüm ürünlerinde olduğu gibi, DVD oynatıcı veya uydu alıcı gibi elektonik cihazların koyulabilmesi için uygun tasarımlı olarak üretiliyor. Yine askılı modellerin askı kısmı tüm televizyon modelleriyle uyumlu olma özelliği taşıyor ve manuel veya opsiyonel uzaktan kumandayla 35 derece sağa ve sola hareket ettirilebiliyor. Ayrıca tüm ürünlerde gizli tekerlek kullanılıyor. Askı aparatı ise 15 cm’ye kadar uzatılıp kısaltılabiliyor.

Üretiminde kansorejen madde kullanılmayan Sonorous, AB standartlarına uygun olarak E1 normunda üretiliyor. Panelleri çok özel tekniklerle birleştirilen Sonorous, hareketli kısımları ise kendi alanında dünyanın en iyi markası olan Hettich tarafından üretiliyor. Sonorous ürünlerinde ayaklı LCD ve plazma televizyonlar için askısız modeller de mevcut bulunuyor. Temperli cam kullanılan modeller 80 kilograma kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Sonorous, MediaMarkt, Darty, Teknosa, Tepe Home, Electro World, Electrolet ve Vestel mağazaları başta olmak üzere seçkin satış noktalarında tüketiciyle buluşuyor.

Gebelikte de diş sağlığı büyük önem taşıyor

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Gebelik dönemi boyunca diş sağlığına ve bakımına çok dikkat etmek ve bebekler için de 2 yaşından sonraki dönemlerde düzenli olarak yapılması gereken diş muayenelerini aksatmamak gerekiyor. VKV Amerikan Hastanesi’nden Kadın Doğum Uzmanı Dr. Alper Mumcu gebelik süresince, dolgu, protez, röntgen vs. gibi girişimlerin herhangi bir sakıncası olmadığını söylüyor.

Eskiler her gebelik için bir diş gider derlerdi. Artık bu eski söylem pek doğru olmamakla birlikte gerçek payı çok büyük. Gerçekten de gebelik tüm vücut sistemlerini etkilediği gibi diş ve dişeti üzerinde de etki gösterir. Uygun şekilde bakım yapılmadığı taktirde özellikle dişetlerinde iltihaplanma ortaya çıkabilir. Gingivitis adı verilen bu durum sadece dişetlerinin sağlığını bozmakla ve dişlerin dökülmesinde neden olmakla kalmaz, gebelik üzerinde de olumsuz etkiler yaratır. Yapılan son çalışmalarda gingivit olan hastalarda erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerin daha sık görüldüğü bulunmuş.

Anne karnındaki bebeğin kritik gelişim süreci erken dönemler olduğundan, diş hekiminize gittiğinizde, gebelik şüpheniz varsa bunu muayeneden önce mutlaka belirtiniz. Anne adayının sağlığını tehdit eden ya da bozan her olay karnındaki bebeğini de etkileyebilir.Bu açıdan diş sağlığınız her ikiniz için de çok önemlidir. Gebelik esnasında acil bir diş probleminin ortaya çıkmasını engelleyebilmek için yapabileceğiniz en kolay şey düzenli olarak diş kontrollerine gitmenizdir. Rutin ve koruyucu diş bakımı gebeliğin herhangi bir döneminde yapılabilir. Ancak pekçok gebe kadın kendisini gebeliğin 2. üç ayında daha güvende hissettiğinden olası bir girişim bu dönemlere ertelenmeye çalışılmalıdır.

Eğer gerek olursa acil bir durumda, gebeliğin her döneminde girişim yapılabilir. Ancak tercih edilen bu tür bir acil durumdan sakınmaktır. Diş ağrısı bebeğinizin sağlığını etkileyebilir ve sanırım hiçbir gebe kadın bunu istemez.

Gebelerin diş hekimine gitmek istememelerinin en önemli sebeplerinden birisi de röntgen çekileceği korkusudur. Gebelikte çekilen diş filminin herhangi bir olumsuz etkisi olmamasına rağmen gebelik ya da gebelik şüphesi mevcutsa ve eğer film çekilmesi şartsa karın bölgesine kuşrun bir plak koyarak bebeği x-ışınlarından koruyoruz.

Bir başka endişe ise diş tedavisi sırasında kullanılan ilaçlar ve lokal anestezikler. Rutin diş tedavilerinin çoğunda herhangi bir ilaç kullanmaya gerek kalmıyor. Eğer ilaç kullanımı gerekir ise gebeliğe ve anne karnındaki bebeğe olumsuz etkilerinin olmadığı bilinen ilaçları tercih ediyoruz. Bu ilaçları kullanırken mutlaka gebeliğinizi takip eden doğum hekiminizle de temasa geçiyoruz ve onun da onayını alıyoruz. Sevindirici bir başka gelişme ise yapılan son araştırmalarda diş tedavisi için kullanılan lokal anestezik ilaçların gebelik üzerine hiçbir olumsuz etkisinin olmadığının gösterilmesi. Bu bize düzenli diş bakımının güvenle yapılabileceğini birkez daha gösteriyor.

Gebelik sırasında diş etlerinizin kırmızı, şiş ve kanamaya meğilli olduğunu fark edebilirsiniz. Bu durumun gebelikteki hormonal değişimlere bağlı olduğu kabul edilmekte. Gebelik gingivitisi bebeğinizin dünyaya gelmesinden hemen sonra geriler, ancak kalıcı hasar bırakabilir.

Dişetlerini etkleyen herhangi bir irritan madde durumun daha şiddetli olmasına yol açabilir. Bu irritan maddelerin en önemlileri diş taşları ve diş yüzeyindeki plaklardır. Profesyonel temizlik ve bakım bu problemi elimine eder ve daha konfrolu yaşamanıza yardımcı olur.

Eskiler bebeğin kalsiyumunu annenin dişlerinde aldığını söylerler. Bu doğru değildir. Bebeğiniz kendi dişlerinin sağlıklı gelişmesi için ihtiyacı olan kalsiyum, fosfor ve diğer vitaminlerle mineralleri sizden alır ancak bunu sizin dişlerinizden çekerek değil, yediğiniz içtiğiniz gıda maddeleri yolu ile temin eder. Bu nedenle gebelik esnasında dengeli beslenmeye özen göstermelisiniz.

Bebeğinizin dişleri
Bebeğiniz dünyaya merhaba dediğinde 20 süt dişinin tamamı ve kalıcı dişlerin bir kısmı oluşmuştur. Sizin gebelik esnasında sağlıklı olmanız ve beslenmenize dikkat etmeniz bu dişlerin ideal şartlarda ve şekilde gelişmesine yardımcı olur. Doğumdan sonra bu uygun gelişimin devam edebilmesi için çocuk hekiminizden tavsiyeler alabilirsiniz. Tabii erken dönemde kazanılan diş bakımı alışkanlığının da önemini unutmamak gerekir. Bebeğinizin bu alışkanlığı erken kazanabilmesi için ona örnek olmanız gerektiğini unutmayın.

Bebek 2 yaşına geldiğinde ilk diş muayenesi için hazırdır. Bu dönemde yapılacak muayene ve tedaviler ile ileride ortaya çıkabilecek diş problemleri öneden saptanarak engellenebilir.

Hamilelik sırasında diş ve diş etleri ile ilgili problemlerin ortaya çıkması çok nadir değildir. Bu problemlerden en sık görüleni gebelik gingiviti adı verilen diş etlerinin iltihabıdır. Gingivitde diş etleri genelde şiş ve kırmızı olarak görülür. Kolaylıkla hatta kendiliğinden kanayan dişetleri hassas ve ağrılı olabilir.Gingivit bulguları sıklıkla ilk olarak gebeliğin ikinci ayı civarında ortaya çıkar ve sekizinci ay civarında en şiddetli halini alır. Altında yatan neden gebelik sırasında artan östrojen ve progesteron hormonlarıdır. Doğum sonrası hormon düzeyleri normale inince yakınmalarda kendiliğinden kaybolur.

Yapılan araştırmalarda hamilelik sırasında ağız içinde ve dişetleri çevresindeki bakteriyel florada değişiklikler olduğu ve bağışıklık sisteminin plak oluşumuna karşı hamilelik öncesi dönemden farklı tepki gösterdiği saptanmıştır. Yapıkan bazı araştırmalarda dişetlerinde biriken bu bakterilerin kan dolaşımına karışarak erken doğumlara, düşük doğum ağırlığına hatta düşüklere neden olabileceği ileri sürülmektedir. Benzer başka çalışmalarda ise dişeti hastalığı yaşayanlarda erken doğum riskinin birkaç kat arttığı iddia edilmektedir.

Hamileliğe bağlı diş eti sorunlarını önlemenin ya da azaltmanın en etkili yolu ağız içi hijyene her zamankindan daha fazla özen göstermekte yatar. Günde en az 2 sefer dişleri uygun şekilde fırçalamak, en az birkere dişipi ile diş aralarını temizlemek oldukça yararlıdır. Ilık tuzlu su ile ağzı çalkalamak da şişlikleri azaltarak yakınmaları hafifletebilir. Bu önlemlerin etkili olmadığı durumlarda profesyonel tedavi gerekli olabilir. Diş etlerinin altında biriken diştaşları bu bölgeleri irrite ederek enflamasyonu ve dolayısı ile yakınmaları daha da arttırabileceğinden 6 ayda bir diş temizliği yapılması gereklidir. Bu temizliğin hamilelik üzerinde hiçbir olumsuz etkisi yoktur.

Hamilelik sırasında diş ve dişeti hastalıkları sık görülen problemlerdir. Bu problemler çoğu zaman bir dişhekiminin yardımı olmadan kendiliğinden geçmezler.

Diş tedavilerinde çoğu zaman bir çürüğü, diş kökünü, çene kemiğindeki abse ya da kisti görebilmek için röntgen filmi çekilmesi gerekli olur. Bu durum hamile kadınları olduğu kadar dişhekimlerinin de birçoğunu huzursuz eder. Hamile kadınların çoğu kadın doğumcularının görüşünü ve onayını almadan bu işlemi kabul etmez. Hatta bazı kadınlar sırf diş filmi çekilmesin diye ağrılara katlanmayı bile göze alabilirler. Bir de çevrelerindeki eş dost ve aile büyüklerinin önerileri de eklenince iş içinden çıkılmaz bir hal alabilir.

Gebelik sırasında röntgen filmi çekilmesi zannedildiği kadar riskli bir işlem değildir.
Gelişmiş ülkelerde her 5-7 yılda bir tüm dişlerin filmi çekilerek genel bir kontrol yapılması yaygın bir uygulamadır. Bu kontroller sırasında ya panoramik diş filmi çekilmekte ya da 18-21 arasında film çekilerek diş, dişeti ve çene kemiklerinin durumu değerlendirilmektedir. Yirmibir tane röntgen filmi kulağa doğal olarak çok gelebilir ancak bu kadar çok film çekildiğinde bile bebeğin içinde bulunduğu rahim bölgesine ulaşan radyasyon miktarı 0.03 miliraddan daha azdır. Bu miktar herhangi bir kişinin güneş gibi doğal yollar ile çevreden 3-4 günde aldığı radyasyondan bile daha azdır.

Bu kadar düşük doz radyasyonun bebeğe zarar vermesi olanaksız olarak kabul edilir. Yapılan araştırmalarda bebek üzerindeki olumsuz etkilerin 5 rad’dan sonra ortaya çıktığı gösterilmiştir ve bu doza ulaşabilmek için neredeyse binlerce diş filmi çekilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak gebeliğin her döneminde diş röntgeni çekilmesi güvenlidir. Ancak sadece hamile olanlarda değil tüm insanlarda hiçbir işlem ve ilacın mutlak gerekli olmadıkça kullanılmaması gerektiği akıldan çıkartılmamalıdır.

Bölgesel uyuşma sağlayan lokal anestezik ilaçlar diş hekimleri tarafından tedavide sıkça kullanılmaktadır. Günümüzde kullanılan lokal anesteziklerin hemen hepsi son derece güvenli ve alerjik reaksiyona neden olmayan ilaçlardır.

Ancak konu hamile kadınlar olduğunda bu gevenli ilaçların kullanımı da ister istemez akıllarda soru işaretleri oluşturmaktadır.

American Hospital Formulary Service (AHFS) ilaç bilgi kataloğunda lokal anestezik ilaçlar ile ilgili olarak özetle şöyle denilmektedir: “Lokal anestezik ilaçların gebelik sırasında ve doğumdan önce kullanılmalarının bebek gelişimi üzerinde olumsuz etki yaratıp yaratmayacağı ve bu ilaçların bu açıdan güvenli olup olmadığı konusunda bir karara varabilecek yeterli araştırma yoktur. Bu nedenle bu tür ilaçlar hamile kadınlarda kullanılırken dikkatli olunmaldır. Genel olarak herhangi bir bölgeye enjekte edilen lokal anestezikler teorik olarak plasentayı geçebilirler. Ancak dişhekimliğinde kullanılan çok küçük miktarlardaki lokal anesteziklerin çok büyük bir olasılıkla gelişmekte olan bebek üzerinde olumsuz etkileri yoktur.”

Bu nedenle tüm tedavilerde ve işlemlerde olduğu gibi bebek üzerinde olumsuz bir etkisinin olması beklenmemekle birlikte, organ oluşumunun gerçekleştiği ilk trimesterda acil bir durum olmadıkça diş tedavileri ve lokal azestezik uygulamalarından kaçınılması ve bu tedavilerin eğer mümkünse gebeliğin 13-28. haftaları arasında yapılması daha akılcı bir yaklaşım olacaktır.

Gebelikte sık karşılaşılan sorunlardan birisi de diş ve dişeti hastalıkalarıdır. Ağız içi florasının değişmesi, hormonal düzendeki dalgalanmalar, bağışıklık sisteminde ortaya çıkan baskılanma, gebeliğe bağlı kusmaların ağız içine taşıdığı asitler ve benzeri faktörler hamile kadınları diş hastalıklarına karşı daha duyarlı hale getirir.

Diş ve dişeti hastalıkları bir diş hekiminin müdahalesi olmadan geçmezler. Diş problemleri ise röntgen filmi çekilmesi, lokal anestezik ya da antibiyotik gerekliliği gibi nedenler ile hamile kadınları huzursuz eder.

Hamilelik sırasında diş tedavileri ne zaman yapılmalıdır?
Acil bir durum varlığında gebeliğin hangi döneminde olduğuna bakılmaksızın dolgu, kanal tedavisi ve protez de dahil olmak üzere her türlü girişim güvenle yapılabilir. Bunun herhangi bir sakıncası yoktur.

Ancak genel kural olarak sadece diş tedavileri değil tüm elektif girişimler yani acil olmayan durumlar için yapılan tüm tedaviler ve ameliyatlar hamileliğin ikinci trimesterında yapılmaldır. Bu açıdan herhangi bir belirti vermeyen çürük gibi durumların tedavisi ile diş taşı temizliği, diş eti ameliyatları gibi girişimler 13. hafta ile 28. haftalar arasında planlanmalıdır. Kozmetik uygulamalar ise doğum sonrasına ertelenmelidir.

Gebeliğin son dönemlerinde diş tedavisi gerekli olursa hamile kadının uzun süre diş ünitinde sırtüstü yatması engellenmelidir. Uzun süre bu pozisyonda kalındığında büyümüş olan rahim ana toplardamar üzerinde bası yaparak ani tansiyon düşüklüklerine ve bebeğe giden kan ve oksijen miktarında azalmalara neden olabilir. Böyle bir durumun önüne geçmek için tedaviye her 5-10 dakikada bir ara verilmeli ve hastanın pozisyon değiştirmesine olanak sağlanmalıdır.

Gebeliğin hangi döneminde olursa olsun kullanılacak ilaçlara ve antibiyotiklere gebeliği takip eden kadın doğum uzmanı ile görüşülerek birlikte karar verilmelidir.

Sonuç olarak acil durumlarda diş tedavileri gebeliğin her döneminde güvenli olmakla birlikte acil olmayan durumlarda işlemler ya ikinci trismestarda yapılmalı ya da doğum sonrasına ertelenmelidir

Çalışan anneler için emzirme rehberi

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Annelerin bebekleri ile özel bir iletişim kurduğu emzirme süreci bebeğin beyin gelişimini de destekliyor. VKV Amerikan Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hilda Çerçi Özkan, yapılan çalışmaların ayrıca emzirmenin obezite, diyabet gibi hastlık risklerini de azalttığını gösterdiğinin altını çiziyor.

Emzirme, anne ile bebeğin baş başa kalabildiği, gözleri ile konuşabildiği çok özel bir süreçtir. Bebek ile en yakın temas, emzirme ile sağlanabilmektedir. Mükemmel ve eşsiz bir besin içeriğine sahip olan anne sütü, aynı zamanda bebeğin mikrobik hastalıklardan korunmasında önemli rol oynar. Son yıllarda yapılan çalışmalar, emzirmenin bebeğin beyin gelişimini desteklediğini; obezite, diyabet gibi hastalık risklerini de azalttığını göstermektedir.

Emziren annelerde doğum sonrası kanamalar daha az olmakta; meme ve yumurtalık kanseri, kemik erimesi gibi hastalıklar da daha az oranda görülmektedir. Başarılı bir emzirme süreci için doğru bir başlangıç yapılması çok önemlidir. Bebeğini besleyebilme içgüdüsü, bazen annelerde yoğun bir kaygıyı da beraberinde getirir. Bu dönemde anneye güven telkin etmek, olumsuz düşüncelerden uzaklaştırmak ve destek olmak çok önemlidir.

Başarılı bir emzirme için:
• Anneler, kendilerini psikolojik olarak emzirmeye hazırlamalı, emzirmenin bir sabır işi olduğunu bilmelidir.
• Sütün gelmesini beklemeden bebek doğar doğmaz ilk yarım saat içerisinde emzirmeye başlanmalıdır. Bu sürede bebeğe kesinlikle şekerli su verilmemelidir.
• Doğumdan itibaren her ağlama ya da süt isteme durumunda, saat sınırlaması olmaksızın bebekler emzirilmelidir. İlk haftalarda 3 saatten fazla uyuyan bebekler, uyandırılarak da olsa, emzirilmelidir.
• Bebeğin memeye doğru şekilde yerleştiğinden emin olmalıdır. Bunun için bebek ağzını tam olarak açmalı ve meme ucu çevresindeki kahverenkli bölgeyi tamamen ağzına almalıdır. Bebeğin çenesi memeye gömük, alt dudak hafif dışa kıvrılmış pozisyonda olmalıdır.
• Emzirmeden önce veya sonra bebeğe mama, şekerli su ve diğer besinleri vermekten kaçınılmalıdır.
• Emzirme döneminde bebeğe biberon verilmemeli ve hatta ilk haftalarda emme şaşkınlığını önlemek için emzik bile kullanılmamalıdır.
• Gebelikte olduğu gibi anneler kendilerine özen göstermeli, dengeli
• beslenmeli, günde 2-3 litre sıvı tüketmelidir. Anneler, ayrıca yeterince dinlenmeli, moralini yüksek tutmak için eşinden ve çevresinden yarım almalıdır.

Emziren annelere işe başlarken öneriler:
• İyi emen bir makine edinilmelidir.
• Eğer annenin sütü çoksa, işe başlamadan önce günde en az bir kez süt sağılarak, ufak bir depo oluşturmalıdır.
• İşyerinde süt sağmak için uygun bir ortam sağlamalıdır. Bu konu için gerekli izinler alınmalıdır.
• 3-4 saatte bir sağılan süt, buzdolabında saklamalı; eve götürülürken, buz kalıpları arasında özel soğutuculu bir çantada taşınmalıdır.
• Elde edilen sütler, saklama poşetleri içinde buzdolabında 24 saat, iki kapılı buzdolabının buzluğunda 3 ay, derin dondurucuda 6 ay saklanabilir. Süt saklama poşeti içinde bulunan sütler, bebeğe verilmeden önce ılık su dolu bir kap içerisinde ısıtılabilir.
• Isıtılan süt; kaşıkla, bu amaçla üretilen küçük plastik kadehlerle bebeğe verilmelidir. Bebek sütü bu şekilde almıyorsa, biberon da kullanılabilir.
• Yakınlık hissi için anneler, bebeğin resmi veya ona ait bir giysisini işyerine götürülebilir.
• Anneler, evden çıkarken ve işten döner dönmez bebeğini emzirmelidir.

Kaynak:VKV Amerikan Hastanesi

Göz kapağına doğal estetik çözüm

SAĞLIK

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Plastik Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı, Este 7 Estetik Birimi yöneticisi Prof. Dr. Ahmet Karacalar, “Yaşlanma gözlerde başlar, gençleşme işlemlerinin de gözlerden başlaması gerekir” diyor.

Yaşlanma belirtileri ciltte kırışıklıklarla başlıyor ve zamanla bu belirtiler kalıcı hale geliyor. Yaşlanma belirtilerinden biri de göz kapağındaki düşmeler. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Plastik-Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı, Este 7 Estetik Birimi yöneticisi Prof. Dr. Ahmet Karacalar, “Göz kapağı torbaları sadece estetik değil, aynı zamanda bir sağlık sorunudur. Yaşlanma gözlerde başlar, gençleşme işlemlerinin de gözlerden başlaması gerekir” diyor

Dr. Karacalar, yaşlanmayla gözde oluşan değişimi şöyle anlatıyor:
“Üst göz kapağındaki deri fazlalıkları, görüş alanının üst ve dış bölümünü daraltmakta; okuma ve araba kullanmayı zorlaştırmaktadır. Bu fazlalıklar göz kapağı düşüklüğü olan kişilerde kapağın düşüklüğünü daha da arttırmakta ve sorunu ağırlaştırmaktadır. Görüş alanını arttırmak için bu kişiler aşırı kaş kaldırma hareketi yaptığından, özellikle akşam saatlerine doğru yorgunlukla kendini gösterir. Üstelik aşırı kaş kaldırma hareketi kişinin alın çizgilerini derinleştirmektedir. Bayanlarda üst göz kapağı makyajını zorlaştırmakta, istenmeyen boya kaymalarına neden olmaktadır. Üst kapaktaki gevşeklik kirpiklerin aşağı doğru bakmasına neden olarak, özellikle bayanlarda gözün çekiciliğini azaltır.

Alt kapakta da benzer sorunlar yaşanır. Alt kapaktaki fazlalık, göz kapağını daha aşağıya çekerek, gözün beyazının daha fazla görünmesine neden olur ve göze farklı bir anlam verir. Buradaki derinin gevşekliği uykusuz ya da yorgun bir ifadeye neden olur ve deri renginin daha koyu görünmesine yol açar. Alt deri gevşekliği yanında dışarı doğru fıtıklaşmış yağ torbacıkları, olumsuz bir görüntü verir. Alt kapaktaki ağırlık zaman için göz kapağı dış açısının aşağı inmesine neden olarak; farklı olumsuz etkilere de neden olur. Göz kapakları yüzümüzün en hızla yaşlanan ve yüzümüzün yaşını en hızlı belli eden yapıları olarak ayrı bir öneme sahiptir.”

Göz kapağı estetiğinde son yenilikler
Göz kapağı estetiğinde bazı yenilikler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Karacalar, bu yenilikleri şöyle anlatıyor:
“Alt kapaktaki yağ torbalarının çıkarılması yerine, yayılması ve şekillendirilmesi işlemi en modern yöntemdir. Bu yöntem daha doğal sonuç verirken, kapak ile yanak arasında güzel bir uyum sağlar. Alt kapağa yara izi bırakmadan, kirpiklerin iç tarafından yaklaşmak dikişsiz bir yöntem olarak farklı avantajlar sağlar. Bu yöntem ile iyileşme oldukça hızlıdır. Kişi birkaç gün içinde normal yaşantısına devam eder. Alt kapak deri rengini açan ve deriyi sıkılaştıran lazer ve kimyasal soyucular da kapak estetiğini geliştirir. Üst kapaktaki fazlalıkların alın derisinin gevşemesine ve kaşın aşağıya inmesine bağlı olduğu durumlarda üst kapak ile ilgili yeni yaklaşımlar da vardır. Endoskopik estetik cerrahi işlemleri ile alın derisi sıkılaştırılıp, kaş eski yerine alındığında bu sorun çözülmüş olur. Bu tür durumlarda üst kapaktaki fazlalığın alınması, kaşın daha da aşağı düşmesine neden olacaktır.Alt kapak ve üst kapak için ameliyatsız bir şekilde bazı dolgu maddeleri ile sorunlar azaltılıp gizlenebilir ve kapaklar güçlendirilebilir. Bu yöntemde hyaluronik asit jel ya da yağ hücresi kullanılır ve kişinin sosyal hayatını kısıtlamaz.”

Kaynak: Yeditepe Üniversitesi Hastanesi

Hep istediğin gibi!

MODA

Tek bakışta vurulup aldığınız rahat mı rahat ayakkabılar vardır. Hiçbir şey onların yerini tutmaz. Ya da modası geçmiş de olsa, artık bir parçanızmış gibi hissettiğiniz kazaklar… Her durumda hayatınızı kurtaran joker gömlekler… Hem rahat, hem de havalı bir şeyler arıyorsanız haberiniz olsun! Mudo FTS 64 sadece ama sadece rahat giysiler hazırlıyor ve sizi de şıklıktan vazgeçmeden rahat olmaya davet ediyor!

Sonbaharla birlikte okullar açılacak, iş hayatı yaz rehavetinden sıyrılıp hareketlenecek, şehir eski temposuna kavuşacak ve Mudo FTS 64 Sonbahar-Kış koleksiyonu sevenleriyle buluşacak! Bu sezon etrafta neler göreceğinizi merak ediyorsanız işte size altın değerinde ipuçları:

60’lar, 70’ler ve romantizm geri dönüyor! Mudo FTS 64 Neo-poetics kadınları karpuz kollu bluzlar, baskılı uzun t-shirtler ile çok dar, yıkamalı jean’ler kombinleniyor. Hacimli, düşük belli etekler, uzun hırkalar ve kısa kollu ceketlerle hareket kazanıyor. Detaylarda ise dantel, gösterişli düğmeler, retro baskı ve nakış desenleri göze çarpıyor.

Mudo FTS 64 erkeği, Amerikan kolej tarzını gündelik giysilerde bolca kullanıyor. Mavi-beyaz çizgili gömlekler, sepet örgülü, kazak ve hırkalar, büyük yakalı paltolar, sıçratma ve yıkama efektli tüvidler, bu sonbahar erkeklere bohem bir hava katıyor. Antrasit ve gri melanj, yaşanmışlık hissi veren bu olgun tarzı destekleyen ana renklerin başında geliyor.

Modernizmi romantizme tercih ediyorsanız, sezonun diğer trendi sizi bekliyor! Çünkü şehirle iç içe geçmiş, biraz 80’ler biraz 90’lardan esinlenmiş, orijinal, rahat ve kullanışlı ürünlerden oluşan Smart&Urban sonbahara iddialı giriyor! Klasik formları yeni baştan yorumlayan bu erkeksi tarz; spor parçalarla kombinlenen militer görünüm, kamuflaj desenleri, neo punk, pop art ve video oyunları kültürüne ait detaylarla destekleniyor. Parlak puf kaztüyü mont ve yelekler, desenli örgü dağcı kazakları, kargo cepli paraşütçü pantolonları, yakası kürklü parkalar, motorcu montları ve postal botlar, önümüzdeki kış herkese rahat bir nefes aldırıyor!

Geometrik şekiller ve canlı renklerin kullanıldığı parlak nylon trençkotlar, balon etekler, işlevsel fermuarlar ve cepler, A-line elbiseler rahatlığıyla ön plana çıkıyor. Bu rahatlık bu sezon vazgeçilmez oluyor!