Yılın aşıkları Barba Meyhane’de eğlenecek

YEMEK-MEKAN

Sevgililer gününü yıllardır monoton kutlamaktan sıkılanlar için en farklı alternatif bu sene Barba Meyhane olacak… Özel menüsü, Rum ve Girit mezeleri, canlı müziği, tarihi dokusu ile hem lezzetli hem eğlenceli bir gece ile aşkınızı taçlandırabilirsiniz… Bu özel gecede sürprizler de sizi bekliyor… Geceye özel katılacak Latin müzik grubu sonrası devam eden fasıl ile keyif yaşayacaksınız.

Gecenizi kapıda sizi karşılayacak keman eşliğinde kutlamaya başlarken, özel menüdeki asma yaprağında kalkan tandır ile hiç denemediğiniz bir lezzete yelken açacaksınız. Nişantaşı Süleyman Nazif Sokak’ta Sezen Aksu’nun oğlu Mithan Can’ın doğumuna şahit olan eski evindeki Barba Meyhane, yanında bulunan otoparkı ve açık alanıyla da Nişantaşı’nda sizleri ağırlamaya hazır. Sevgililer gününe özel 100 TL ve 150 TL lik 2 ayrı menü hazırlayan Barba Meyhane, bu sene aşkınızın ateşini yükseltecek.

Romantik bir akşam yemeğini, eğlenceli canlı müzik ve tarihi dokusuyla fark yaratan sıcacık bir mekan ile tamamlamak isteyenler için Barba Meyhane tek alternatifiniz olacak. Hem iyi yemek hem de eğlenceyi aynı mekanda bulmak zor diye düşünmeyin… Hiçbir yerde bulamayacağınız meze çeşitleri, “Asma Yaprağında Kalkan Tandır”, “Kalamar Sandal”, Barba Meyhane’ye özel incirli tatlı “Barba Fasüni”yi denediğinizde damak tadınız yeniden şekillenecek…

Rakının limonata bardaklarıyla değil, oya işlemeli zarflı küçük kadehlerle sunulduğu Barba Meyhane’de, mezeler, özel balıklara yer kalsın diye tadımlık servislerle sofrada yerini alıyor. Balıkta çok iddialı olan Barba, et yemek istiyorum diyenlere bonfile, köfte ve tavuk gibi farklı alternatifler de sunabiliyor. Sevgililer gününe özel gelecek ve Latin müzik yapacak özel ekipten sonra canlı müzik akordeon, keman ile hem günümüz hem de unutulmayan şarkılar ile devam eden fasıl ile gecenin nasıl sona erdiğini fark edemeyeceksiniz Barba Meyhane’de akustik söylenen şarkılar siz eğlenirken sohbetinize devam etme imkanı verecek.

Sezen Aksu’nun eskiden yaşadığı ev olan Barba Meyhane, yaşanmışlıklarıyla da fark yaratıyor. Mithat Can’ın da doğumuna şahit olmuş Barba Meyhane’de, duvarları süsleyen eski rakı etiketleri ve Atatürk’ün zeybek yaptığı eski fotoğrafları ile geçmişe yolculuk edeceksiniz. Hemen yanındaki otopark ile Nişantaşı’nda arabanıza yer arama derdi yaşamayacaksınız.

Her gün açık olan, öğlen ve akşam yemek servisi veren Barba Meyhane, Valikonağı Caddesi Süleyman Nazif Sokak 5/2 de Nişantaşı’nda sizleri bekliyor. Bu özel gecede Barba Meyhane’ye rezervasyon için 0 212 291 69 00 nolu telefonlardan ulaşabilirsiniz.

Kış ayları için doğal vitamin kaynağı Turunçgiller

YEMEK-MEKAN

Gribal enfeksiyonların daha çok görüldüğü soğuk kış aylarında, C vitamini açısından oldukça zengin olan turunçgiller, tüketilmesi gereken besinler olarak öne çıkmaktadır.

Turunçgiller meyve olarak tüketilebildiği gibi meyve suyu olarak da tercih edilebilmektedir. Turunçgillerin ve turunçgillerden elde edilen meyve sularının C vitamini açısından çok zengin olduğu saptanmış, bu doğrultuda en fazla antioksidan aktivitenin de bu çeşitlerde olduğu belirlenmiştir. Turunçgillerden elde edilen beş farklı meyve suyunun toplam antioksidan kapasiteleri %65-100 arasında değişmektedir.

En çok tercih edilen meyve ve meyve suyu çeşitlerinden biri olan portakalın, bağışıklık sistemini güçlendirdiği, potasyum ve folik asit için iyi bir kaynak olduğu, stresi azalttığı, kötü kolestrolü düşürücü, iyi kolestrolü yükseltici etkileri olduğu ispatlanmıştır. Bir bardak portakal suyu, günlük C vitamini gereksiniminin % 30’unu karşılamaktadır.

Portakalın yanı sıra, limon ve greyfurt da C vitamini açısından zengin ve önemli faydaları olan meyvelerdir. Tüm bu meyvelerin içinde bulunan “limonen”in hem doğal, hem de kimyasal yolla ortaya çıkan kanser türlerine karşı etkili olduğu ileri sürülmektedir. Yapılan çalışmalarda genel olarak turunçgillerin kemik kaybını azaltıcı, serum ve karaciğer lipitleri azaltıcı potansiyel etkileri ile diyetle ilintili kronik hastalık riskini önleyici etkileri olduğu belirtilmektedir.

Yine tüm araştırma sonuçları, C vitamininin turunçgillerden alınmasının vücuda hap olarak alınmasından daha yararlı olduğunu göstermektedir.

Miskin hastalığı: Cüzzam

SAĞLIK

25-31 Ocak Cüzzam Haftası’nda Amerikan Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Dr. Buket Pençe; Cüzzam Hastalığı’nın solunum yolu ile bulaştığını, hastalığın yetersiz beslenmenin ve kötü hijyenik şartların olduğu tropikal bölgelerde görülmekte olduğunu belirtiyor.

Hastalığın tıbbi adı ”kepekli, kabuklu” anlamına gelen lepradır. Halk arasında ise ‘Miskin Hastalığı’ denilmektedir. Hastalığın tanınması insanlık tarihi kadar eskilere dayanmaktadır, ancak hastalık hakkında çok az şey bilindiği için, yüzyıllarca sakat bırakan ve çirkinleştiren tüm hastalıklara yanlış bir şekilde cüzam hastalığı denmiştir.

25-31 Ocak Cüzzam Haftası’nda Amerikan Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Dr. Buket Pençe; Cüzzam Hastalığı’nın solunum yolu ile bulaştığını, hastalığın yetersiz beslenmenin ve kötü hijyenik şartların olduğu tropikal bölgelerde görülmekte olduğunu belirtiyor. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünya da 10-12 milyon lepra hastası bulunduğunu, Sağlık Bakanlığı’ndaki verilere göre Türkiye’deki hasta sayısını 4.000 olarak bildirdiğini söylüyor.

Tedavisinin bulunmadığı eski çağlarda toplumlar cüzamdan korkmuş ve hastaları tecrit etmişlerdir. Yapılan bu büyük yanlışlık ise hastaların doktorlara başvurmalarını geciktirmiş, hastalığın yayılmasına ve tedavisinin gecikmesine neden olmuştur. Oysa, lepra mikrobu, tüberküloz basiline benzemekte ama ondan çok daha zor bulaşmaktadır. Tedavisiz cüzam hastasının hastalığı eşine bulaştırma olasılığı bile çok zayıftır. Verem aşısının, direnci arttırarak hastalıktan koruyucu etkisi bulunmaktadır.

Hastalığın bulaşma yolu solunum yoludur. Lepra hastalarının bir kısmında mikrop bulunmakta, bir kısmında ise bulunmamaktadır. Hastalık ancak mikrop çıkartan hastaların uzun süre evinde veya yakınında bulunan direnci kırık kişilere veya çocuklara bulaşabilmektedir. Hastalığın bulaştığı kişilerin % 90 ında belirtiler ömür boyu hiç görülmemektedir. Kalan % 10 kişinin 3/4 ünde ise direnç iyi olduğundan hastalık kendiliğinden iyileşmekte diğer 1/4 ünde ise lepra hastalığı, bulaştıktan 2-7 yıl sonra belirtilerini göstermektedir. Lepra basili ilk olarak yüzeyel sinirlerde yerleşmekte, sonra deriyi, burnu, boğazı, kemikleri ve nadiren bazı iç organları hastalandırabilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’ nün verilerine göre dünyada 10-12 milyon lepra hastası bulunmakta, Sağlık Bakanlığı ise Türkiye’deki hasta sayısını 4000 olarak bildirmektedir. Lepra günümüzden yüzlerce yıl önce Norveç’te ve bazı Avrupa ülkelerinde salgın halinde iken hiçbir tedavi uygulanmadan, sosyoekonomik şartların düzelmesi ile ortadan kalkmıştır. Günümüzde de cüzam, gelişmiş ülkelerin sağlık sorunu değildir. Yetersiz beslenmenin ve kötü hijyenik şartların olduğu tropikal bölgelerde görülmektedir.

Cüzam hastalığının erken belirtileri vücutta birkaç tane açık renk veya pembemsi leke olabilir. Lekelerde duyu kaybı vardır. Bu lekelere bir pamuk parçası ile dokunulduğunda hasta bunu hissetmez. Bazen de hastalık el veya ayak parmaklarında uyuşmalarla başlayabilir.

Diğer belirtiler ise, deride kuruluk, terleme azalması, kıl kaybı, yüzeyel sinirlerin kalınlaşmasıdır. Hastalık bu erken belirtilerle tanınıp tedavi edilirse, ilerlemesi durur, belirtiler gerileyip kaybolabilir.

Ortalama beş yıl belirtiler farkedilmezse, hastalık ilerleyerek duyu kaybı nedeni ile yara ve yanık izleri, eller ve ayaklarda felçler, kaş-kirpik dökülmeleri, gözlerin kapanamaması, zamanla körlük, yüzde oluşan kabartılarla ”aslan yüzü” görüntüsü, burunda çökme, parmakların kıvrılması ve pençe şeklini alması gibi en ileri tedavisiz cüzam hastalığı belirtilerini göstermektedir.

Cüzamın erken dönemde tanınması ve tedavi edilmesi için Ankara, İstanbul ve Elazığ Lepra Merkezlerine kayıtlı hastalar evlerinde ziyaret edilmekte, ev halkında hastalık olup olmadığı araştırılmaktadır. Hastalara ikili veya üçlü antibiyotik tedavisi başlandıktan 6 ay-2 yıl sonra tedavileri tamamlanmaktadır. Bu arada hastaların tecrit edilmeleri gerekmemektedir.

Tedavisiz kalmış eski hastalar için cüzam hastanelerinde ilaç tedavileri, uğraşı tedavileri, fizik tedavi ve rehabilitasyonlar, ve çeşitli cerrahi tedaviler devam etmektedir.

Cüzamla savaşta en önemli konu, toplumun, hastaların, hasta yakınlarının doğru bilgilendirilmesi, iyi beslenme ve sağlıklı ortamlarda yaşamanın sağlanmasıdır.

Amerikan Hastanesi
Dermatoloji Bölümü
Dr. Buket Pençe

Bosch yeni kamerası “AutoDome Easy II”yi pazara sundu

TEKNOLOJİ

Bosch Güvenlik Sistemleri sabit minidome kameralar ile geleneksel PTZ hareketli kameralar arasındaki boşluğu doldurmak üzere kompakt tasarımlı ve uygun fiyatlı AutoDome Easy II hareketli kamerasını pazara sundu.

Ayrıcalıklı güvenlik uygulamaları sağlayan AutoDome Easy II, geleneksel PTZ hareketli kameraların sadece dörtte biri boyutunda ve diğer sabit minidome kameralardan %20 daha küçük. Geleneksel yüksek–hızlı PTZ kameraların yarı fiyatına olan AutoDome Easy II, tek başına dört adet sabit minidome kameranın kapsadığı görüş alanını kullanıcılara sunuyor. Böylece geniş bir alan daha az sayıda kamera ile izlenebilirken, aynı zamanda sistem kurulumu ve bakım maliyetlerini de azaltıyor. Geliştirilmiş estetik tasarımı ile AutoDome Easy II eğitim tesisleri, perakende mağazaları ve ofis binaları için birebir.

• Bosch’tan sabit minidome ve geleneksel hareketli (PTZ) kameralar arasındaki boşluğu dolduran kamera: Autodome II
• Uygun fiyata, kompakt gövde içerisinde yüksek çözünürlük ve hassasiyet
• Geniş kapsama alanı sayesinde sadece birkaç tanesi ile geniş alanları izlenebilirsiniz
• Kolay kurulumu, darbelere dayanıklı ve şık tasarımı sayesinde eğitim tesisleri, perakende mağazalar ve ofis binaları için birebir çözüm.

Güçlü AutoDome Easy II kamera, 360 derece sürekli dönme ve yüksek performanslı 120x (10x optik/12x dijital) yaklaştırma ve otomatik odaklanma özellikleri sayesinde kullanıcılara daha geniş alanları görüntüleme imkânı sunuyor. En son teknoloji dijital görüntüleme özelliğine sahip olan kamera görüntülediği bir sahnedeki önemli tüm ayrıntıları yakalıyor ve 530 TV satırı çözünürlükte keskin görüntüler veriyor. AutoDome Easy II, sahip olduğu 1,0 lux seviyesinin altına inen yüksek duyarlık sayesinde düşük-ışıklı ortamlarda bile verimli renkli görüntüler sağlıyor.

Çevremizde kullanılan kamera yoğunluğunun sürekli artmasıyla kişisel gizliliğin korunması ihtiyacındaki artışa paralel olarak görüntülenen alandaki bazı bölgelerin maskelenmesi ihtiyacı da gittikçe artıyor. AutoDome Easy II, geleneksel maskeleme özelliğinden daha gelişmiş olarak daha karmaşık şekilleri kapsayabilmek için en fazla beşgen yapıda programlanabilen 12 adet maskeleme yapabiliyor. Yaklaştırma yapıldığında, her bir maske hızla boyutunu değiştirerek maskelenen nesnenin görülememesini sağlıyor. Beyaz ve siyah maskeye ek olarak, yüksek riskli bölgelerde maskeleme yapılırken dahi hareket algılama yapılmasına olanak tanıyan flu maskesi de mevcut.

Oransal yaklaştırma kontrolü ve otomatik odaklanma özelliği ile en uygun kamera kontrolünü ve görüntülemesini sağlayan AutoDome Easy II, önceden tanımlanabilen 99 adet preset bakış konumu ve bu bakış konumları arasında saniyede 360 derece hızla dönebilme özelliği sayesinde önemli alanların görüntülemesi sadece tek bir butona basarak hızlıca yapılabiliyor.

Bosch’un yenilikçi Bilinx teknolojisine sahip kamera, koaksiyel video kablosu üzerinden çift-yönlü haberleşebiliyor. Bu özellik sayesinde kurulumu yapan teknisyenler dizüstü bilgisayar kullanarak kameranın durumunu öğrenip, ayarlarını değiştirebiliyor ve kameranın cihaz yazılımını güncelleyebiliyorlar. AutoDome Modüler Kamera Sistemi ile aynı menü ve komut yapısına sahip AutoDome Easy II, AutoDome serisine alışık olan teknisyenlerin bu kamera ayarlarına da kolayca alışmasını sağlıyor.

Yüksek dayanımlı, sabotaja dayanıklı alüminyum gövde ve dayanıklı polikarbonat yarıküre pencere, kamerayı saldırı ve hırsızlıklardan koruyarak, kameranın en zor şartlarda bile önemli görüntüleri vermesine olanak sağlıyor. Endüstrinin en kapsamlı ve kabul gören dayanıklılık testlerini geçen AutoDome Easy II kameralar yıllarca güvenilir bir şekilde çalışabilir.

Lazer tedavisi bütçenizi nasıl korur?

SAĞLIK

Sadece bir kere yapılan 10 dakikalık lazer tedavisi ile bir ömür boyu tasarruf sağlayabilirsiniz.

Birçok göz hekimi yetişkin bir bireyin her yıl göz muayenesi olmasını ve gözlüklerini yenilemesini önermektedir. Her yıl değiştirdiğimiz gözlük ve lensler biz farkında olmadan para ve zaman kaybına yol açmaktadır. Ortalama bir gözlüğün fiyatı 200 ila 1500 TL arasındadır. Aynı şekilde lens kullananlar yıllık en az 400 TL’yi lens ve yan ürünlerine ayırmaktadır. Bu masraflar göz önünde bulundurulduğunda lazerle gözlükten kurtulma tedavileri için harcanan para bir iki yıl içerisinde geri kazanılmakta ve sonraki yıllarda çok ciddi para tasarrufu sağlamaktadır. 18 yaşında lazer olan bir kişi hayatı boyunca yaklaşık 21.600 TL tasarruf etmektedir.

Lazer ile zaman tasarrufu sağlayın
Lazer tedavileri paranın yanı sıra zamandan da tasarruf sağlıyor. Yapılan araştırmalar lens kullanan bir kişinin yılda 50 saatini lensini takıp çıkarmak temizlemek gibi sebeplerle harcadığını göstermektedir. Günümüzde en değerli varlıklarımızdan olan zamanı bu şekilde boşa harcamak yerine lazer tedavisi sonrası birçok faydalı konuda değerlendirebilirsiniz.

Lazer testi ile hem bütçenizi koruyun hem de gözünüzün lazere uyumluluğunu öğrenin.

Lazerin hayatınıza katacağı diğer avantajlar:
• Gözlük ve lenslerin yarattığı rahatsızlıklardan tamamen kurtulmak
• Sabahları yada gece uykunuzdan uyandığınızda saati rahatlıkla görebilmek
• Gözlüksüz ve lenssiz doğal görünüm
• Spor aktivitelerinde rahatlık ve daha yüksek başarı
• Rüzgar ve yağmur gibi iklim olaylarından daha az rahatsızlık duymak
• Lensinizin kaybolması, gözlüğünüzün kırılması gibi durumlardan kurtulmak

Häfele’den modüler aydınlatma sistemleri

GÜNCEL & YAŞAM

Mobilya, kapı aksesuar ve donanımlarının yanı sıra, aydınlatma sistemleri konusunda da özgün tasarımlar ile çeşitli uygulama alanları yaratan Häfele’nin ürün serisinde yer alan LED aydınlatma ve boru floresan sistemleri, yalın tasarımlarıyla mutfaklarda ekonomik ve çevreci çözümler sunuyor.

Çağın benzersiz buluşu LED aydınlatma çok düşük voltajla çalışıyor. Az ısı üretiyor, böylece dokununca el yakmıyor. Üstelik sıradan bir ampulden on kat daha az enerji tüketiyor. Birden fazla aydınlatma efekti yaratılmasına olanak veriyor. Hem ev hem dış mekanda kullanılabilen LED aydınlatma sistemi çevreyi ve bütçeyi koruyor.

Modus LED Aydınlatma Serisi
Düşük enerji tüketimiyle aynı zamanda ekolojik bir ürün olan Modus LED aydınlatma serisi, yüksek standart ve modern tasarım anlayışıyla aydınlatma dünyasındaki yerini sağlamlaştırıyor. Modus aydınlatma modüler bir sistem; bir alüminyum profilin üzerine monte edilebilen bir ya da daha fazla LED aydınlatmadan oluşuyor. 4 farklı boyda gelen alüminyum profiller dolap altlarına ya da vitrinlere monte edilebiliyor. Birçok uygulama alanına sahip olan bu sistem, işlevselliği ve teknolojik tasarımıyla önem taşıyor.

Domus Line Pixel
Häfele’nin bir diğer LED aydınlatma sistemi Domus Line Pixel, paslanmaz çelik renkli, pirinç veya alüminyum malzemeden üretiliyor. Vitrin ya da raflara gömülerek monte edilebilen bu aydınlatma sistemi, elektronik şalterli devre anahtarıyla dokunmatik, açma-kapama kolaylığı sağlıyor.

Domus Line Pack
Dolap içi aydınlatma ürünü Domus Line Pack ise, boru floresan, beyaz ışığıyla ile yaklaşık 18.000 saat çalışma ömrü vaat ediyor. Vidalanarak kolayca monte ediliyor.

Kış aylarında cilt bakımı

SAĞLIK

Kış aylarında deriyi etkileyen en önemli faktörler soğuk hava, kuru hava, klimalar ve kaloriferle ısınan kapalı ortamlar, çevre kirliliği, kalın, yünlü, sentetik giysiler ve cilt temizliğinin (banyo, yıkama) yaz aylarından daha seyrek yapılmasıdır. Amerikan Hastanesi Dermatoloji Bölümü Dr. Buket Pençe bu sorunlara engel olmak için cilde nasıl bakım yapılması gerektiği hakkında bilgiler veriyor.

Derimizin hava ile temas eden açık bölgeleri (yüz, eller) kışın kurumakta, kızarmakta, hassaslaşarak çatlayabilmektedir. Alerjik kişilerde yünlü, sentetik, deri giysilere karşı kontakt dermatitler kış aylarında daha sık görülmektedir. Derinin üzerinin giysiler, ter, yağ salgısı ile sürekli örtülü olması yağ bezi hastalıklarının(akne, sebore, milium kistler) artmasına neden olmaktadır. Lipofilik mantar hastalıkları pitriasis versikolor(samyeli hastalığı) ve nem artışına bağlı intertriginöz(vücuttaki kıvrım yerleri) bölge enfeksiyonları daha sık oluşabilmektedir. Bu sorunlara engel olabilmek için deri bakımında izlenebilecek 10 adım aşağıdaki şekilde sıralanabilir:

Temizlik: Yüz ve vücudumuza, kurumaya engel olmak amacıyla kremli veya yağlı sabun ve jeller kullanılmalıdır.

Nemlendirme: Yüz ve vücut deri tipine uygun nemlendiriciler(gliserin, vazelin, üre, laktik asit, hyaluronik asit içerenler) her banyodan sonra uygulanmalı ve kuruluğa engel olunacak şekilde nemlendiriciler daha sık sürülmelidir.

Peeling: Kışın deri tipine göre sıklığı ayarlanarak glikolik asit, retinoik asit veya salisilik asit içeren jel, krem veya maskelerle derinin ölü tabakası yenilenmesi mutlaka sağlanmalıdır.

Güneş koruması: Kış aylarında da güneş koruması devam ettirilmelidir. Özellikle karda(yansıma nedeniyle), yüksek yerlerde güneşin etkisi artmaktadır. Yağmurlu havalarda bile güneş açtığında ışığa duyarlı ciltler en az SPF: 15 – 30 arası sprey, krem veya losyon formlarındaki koruyuculardan kullanmalıdırlar.

Anti - aging: Retinoik asit, glikolik asit, askorbik asit ve peptidler, krem, serum, maske şeklinde uygulanmalı; sistemik olarak antioksidan vb. gerekli maddeler kapsül veya tablet formlarında alınmalıdır.

El bakımı: Soğuk havalarda gliserin, vazelin, lanolin içeren el kremleri daha sık uygulanmalı, el sabunları kremli veya yağlı olmalı, eldiven kullanılmalıdır.

Ayak bakımı: Kış günlerinde kalın çoraplar, bot, çizme içinde uzun süre kalan ayaklara salisilik asit ve üre içeren krem ve pomadlar düzenli olarak uygulanmalıdır. Ayrıca mantar öldürücü maddelerin sprey, pudra, köpük, krem şeklinde uygulanması, mantar enfeksiyonlarına karşı ayakları korumaktadır.

Saç bakımı: Saçları soğuk hava ve çevre kirliliğinden korumak için yumuşak şampuanlar ve saç kremleri uygulanması, saçları – tırnakları güçlendiren biotin, çinko, demir kullanılması kışın özen gösterilmesi gereken bir diğer konudur.

Tırnak bakımı: Tırnaklar da soğuk havalarda daha çok kırılmakta ve incelmektedir. El kremleri, tırnakları korumak için yeterli olmamaktadır. Bu nedenle tırnak koruyucu kremlerin düzenli kullanılmasına dikkat edilmelidir.

Beslenme: Beslenme de deriyi korumak için dikkat edilmesi gereken bir faktördür. A, C, E vitaminleri, çinko, bakır, demir, selenyum alımı yanında zayıflama diyetlerinin abartılmaması ve yağ, karbonhidrat kısıtlamasının dozunda yapılması önemlidir.

Amerikan Hastanesi
Dermatoloji Bölümü
Dr. Buket Pençe

Yahşi Batı

SİNEMA

Cem Yılmaz’ın son filmi, 1800′lü yılların Amerikasında iki Osmanlı elçisinin başından geçenleri anlatıyor.

Künye:

Vizyon :01 Ocak 2010 Cuma
Yönetmen :Ömer Faruk Sorak
Senaryo :Cem Yılmaz
Oyuncular :Cem Yılmaz
Ozan Güven
Demet Evgar
Zafer Algöz
Özkan Uğur
Dilek Çelebi
Ferdi Sancar
Mazlum Çimen
Tuncay Özinel
Cansu Dere
Uğur Polat
Tür :Komedi
Yapım :2009

1800’lü yılların sonunda iki Osmanlı’nın, dönemin padişahı tarafından gönderildikleri Amerika görevi sırasında başlarına gelen olayların anlatıldığı komedi Western türündeki“YAHŞİ BATI” 1 Ocak 2010’da sinemalarda…

Senaryosu Cem Yılmaz tarafından yazılan ve Ömer Faruk Sorak’ın yönettiği, sinema ve tiyatro dünyamızın pek çok ünlü ismini bir araya getiren filmin oyuncu kadrosunda Cem Yılmaz, Ozan Güven, Demet Evgar, Özkan Uğur, Zafer Algöz, Dilek Çelebi, Ferdi Sancar, İştar Gökseven, Demet Tuncer, Kaan Öztop, Mehmet Polat yeralıyor. Süleyman Turan, Yılmaz Köksal, Uğur Polat, Cansu Dere, Mazlum Çimen ve Tuncay Özinel konuk oyuncu olarak Yahşi Batı’da izleyici karşısına çıkacak.

Bu kış Caffé Nero içinizi ısıtacak!

YEMEK-MEKAN

Gurme kahveleri, Akdenizli sağlıklı yiyecekleri ve leziz tatlılarıyla kahveseverlerde alışkanlık yaratan ünlü İngiliz kahve zinciri Caffé Nero, bu kış da leziz çorbaları ve kahveleriyle içinizi ısıtmaya devam edecek…

Soğuk kış günlerinde sıcak molalar vermek isteyenlerin öncelikli adresi Caffé Nero; hafif bir öğün, ya da hafif bir başlangıç yapmak isteyenler için evde yapılmış kadar leziz çorbalarını öneriyor. Domates, mercimek ve yoğurt çeşitleri bulunan çorbalar içinizi ısıtırken, Nero’ya özel paniniler de doyumsuz lezzetleriyle öğününüze eşlik ediyor.

İngiltere’den sonraki ilk yurtdışı operasyonu olarak Türkiye’deki ilk mağazası 2007 yılında açılan Caffé Nero, bugün İstinyePark, Valikonağı, Bebek, Caddebostan, Şaşkınbakkal, Galatasaray, Yeniköy, Akaretler, Maslak, Beşiktaş, Astoria, ve Tekfen Tower ile birlikte İstanbul’da toplam 12 mağazası ile hizmet veriyor.