Hamilelik döneminde dişler daha fazla özen ister

ANNE & BEBEK & ÇOCUK

Kadınların en hassas dönemlerinden biri olan hamilelik süresinde, vücuttaki hormon seviyesinin artmasıyla birlikte diş ve diş etleri de hassaslaşıyor. Bu dönemde, değişen dengeler diş eti hastalıklarına ve diş çürümelerine sebep oluyor.

Sema Hastanesi Diş Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Mehmet Coşkun, anne adayları, diş sağlığına, her zamankinden daha fazla özen göstermeliler, çünkü hamilelik sırasında oluşan uzun süreli diş eti hastalıkları erken doğuma bile neden olabiliyor dedi.

Hamilelik sırasında artan progesteron ve östrojen hormonlarının etkisiyle, diş etleri kolay kanayan hassas bir hal alıyorlar. Bu duruma hamilelik gingivitisi deniliyor. Hamilelik gingivitisi ilerlediğinde dişlerde sallanma ve kayıplar oluşabiliyor. Hamilelik gingivitisi genellikle hamileliğin 2.ayında başlayıp 8.Ayında en üst seviyeye çıkıyor, doğumdan sonra kendiliğinden iyileşiyor.

Hamilelik süresince ağız ve diş sağlığı için yapılması gerekenler
Günlük ağız ve diş bakımı kesintiye uğratılmamalıdır.
Günde en az iki kez diş fırçası ve diş ipi kullanarak etkili diş bakımı yapılarak plak birikimine engel olunmalıdır.
Ağız gargaraları ya da ılık tuzlu su ile gargara yapılmalıdır. Özellikle ılık tuzlu su diş etlerini rahatlatır ve dişeti hassasiyetini azaltır.
Üç dört aylık periyotlarla diş taşı temizliği yaptırmak zorlaşan ağız hijyenini korumak için ideal bir yoldur.
Dişler sabah akşam mutlaka fırçalanmalıdır
Çok sıcak ve çok soğuk yiyecek ve içeceklerden kaçınılmalıdır
Kaliteli ve yumuşak kıllara sahip diş fırçası kullanılmalıdır
Şekerli yiyecek ve içeceklerden mutlaka kaçınılmalıdır
Kusma sonrasında ağız ve diş temizliği yapılmalıdır
Çürüme ve iltihap belirtileri fark edildiğinde doktora gidilmelidir

Hamilelik süresince diş tedavisi yapılır mı?
Hamileliğin 3 dönemde incelendiği düşünülürse,
İlk üç aylık dönem: Bu dönem bebeğin çok hassas olduğu bir dönemdir. Gereksiz müdahaleler düşüğe sebep olabilir. Sadece çok acil müdahalelerin yapılacağı dönemdir. Diş hekimi, bebeğe zarar vermeyen ilaçlarla tedaviyi sağlayacaktır.
İkinci üç aylık dönem: Bu dönem, hamilelik sonuna kadar ertelenmesi uygun olmayan diş çekimi, kanal tedavisi, diş taşı temizliği vb. pek çok tedavinin yapılması için en uygun olan dönemdir.
Üçüncü üç aylık dönem: Bu dönemde bebek anne karnında oldukça büyümüştür ve doğum yaklaşmıştır. Aynen ilk üç aylık dönemde olduğu gibi, acil tedaviler dışında diş hekimi müdahale etmeyecektir.

Dt. Mehmet Coşkun beslenmenin hem anne adayının hem de bebeğinin diş sağlığı üzerinde etkili olduğunu söyledi. Anne adaylarının diş sağlığı için protein, A vitamini, C vitamini, D vitamini ve kalsiyum yönünden zengin gıdaları yeterince almaları gerektiğini vurguladı.

Kaynak: Sema Hastanesi

Bebeklerde ishali önemseyin

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Yaz ishalleri en çok 0–5 yaş grubu çocuklarda görülüyor. İshal hızla gelişen sıvı kaybına neden olduğu için, sıvı kaybı yerine konulamazsa ölümlere bile yol açabiliyor. Dünya da her yıl beş yaşın altındaki yaklaşık 10 milyon çocuk ishal sonucu hayata veda ediyor.

Sema Hastanesi Çocuk Hastalıkları Sağlığı Uzmanı Dr. Mehmet Demirdöven, ishali 24 saat içinde üçten fazla sulu dışkılama veya sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde her zamankinden daha sık ve sulu dışkılama olarak tanımlıyor. İshal, kusma, bulantı, karın ağrısı, ateş, baş ağrısı, halsizlik ile birlikte seyrediyor. Çocuklarda ortalama 3–7 gün içerisinde geçiyor.

İshale sebep olan virüs ve mikroplar, su ve yiyeceklerin tüketilmesiyle insanlara bulaşıyor. Bu nedenle kaynağını bilmediğiniz içecek ve yiyecekleri tüketmemenizde fayda var. Ayrıca emzikli bebeklerin emzik ve biberonlarının hijyeninin sağlanamaması da ishale sebep olabiliyor.

Yaz ishallerinde ortaya çıkan sıvı ve tuz kayıpları yerine konulursa hayati tehlike olmadığını söyleyen Dr. Demirdöven, kayıpları önle¬mek için ishal döneminde bebeklere bol miktarda su içirilmesi gerektiğini söyledi. İshal sebebiyle, sıvı kaybına bağlı olarak gözlerde çökme, ağız ve dudaklarda kuruluk, küçük çocuklarda bıngıldakta çökme, gözyaşının azalması, idrar çıkarmada azalma gibi bulgular da gelişebiliyor.

Sıvı alımı artırılırken beslenmeye de devam edilmesi, anne sütü alan bebeklerde emzirmenin sıklaştırılması gerekiyor. Çocuk, yaşına uygun olarak kaynatılmış su, taze sıkılmış meyve suları, çorba gibi sıvılar ile beslenmeli, bunun yanında pirinç lapası, ekmek, patates ve muz püresi gibi nişastalı gıdalarla beslenmeli. Enerjiden zengin, protein içeren, posasız, yumuşak besinler verilmelidir.

Çocuğunuzu ishalden korumak için;
• İçme suyunu en az 10 dakika kaynatın ve oda sıcaklığına geldikten sonra içirin.
• Et, balık ve deniz ürünlerini iyice pişirin
• Taze meyve ve sebzeleri iyice yıkamadan yedirmeyin.
• Genel hijyen kurallarına uyun.
• Kendiniz tuvaletten çıktıktan sonra ve bebeğinizin altını değiştirdikten sonra ellerinizi iyice yıkayın.
• Sokaktan, kaynağını bilmediğiniz yiyecek ve içecekleri tüketmemeye özen gösterin.
• Çocuğunuza yemek yemeden önce ve tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkamasına özen gösterin.
• Pişmiş yiyecekleri oda ısısında uzun süre bekletmeyin.
• Biberon ve emzik temizliğini iyi yapın.

Dr. Demirdöven, ateşi çok yüksek, karın ağrısı ve krampları çok fazla, dışkısı kanlı olan, sıvı kaybı bulguları gözlenen ve 2 gün içinde düzelmeyen ishal durumlarında mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğinin altını çiziyor.

Kaynak: Sema Hastanesi

Çocuklarda büyüme geriliğini dikkate alın

ANNE & BEBEK & ÇOCUK

Çocuk bedeni, sürekli büyüme ve gelişme gösteren dinamik bir yapıya sahiptir. Büyüme bir çocuğun sağlıklı olduğunun en önemli göstergesidir. Normal büyüme ve gelişme süreci genetik, beslenme, hormonal ve psikososyal faktörlerden etkilenir. Ayrıca vücuttaki tüm organ sistemlerinin de sağlıklı bir biçimde çalışması gerekir.

Hormon eksikliklerinde büyüme geriliği en önemli bulgulardandır. Başta hipofiz bezinden salgılanan büyüme hormonu (BH) olmak üzere tiroid ve cinsiyet hormonları büyümeyi düzenlerler.

Büyüme hormonu düzenli bir salınım göstermez, zaman zaman salgı atakları yapar. Salınım atakları özellikle gece uyku döneminde sıktır. Başlıca etkileri şunlardır; kan şekerini yükseltir, vücuttaki yağ yıkımını artırır, kolesterol ve trigliseridi azaltır, protein sentezi ve hücre yapımını uyarır. Sonuncu etki en belirgin olarak kemik ve kıkırdak dokusu üzerinedir. BH ve bunun etkisiyle vücutta üretilen bazı büyüme faktörleri, kemik uçlarında büyüme plağındaki kıkırdak hücrelerinin bölünmesini ve çoğalmasını sağlayarak boy uzamasını sağlarlar.

Büyüme hormonu eksikliğinde, çocuğun boyu kendi yaş grubu için belirlenmiş olan standardın altında kalır. Bu gerilik özellikle 2 yaşından sonra belirginleşir. Vücut bölümleri birbiri ile orantılı olan hastanın göbek bölgesinde, yağlanma görülür. Boyuna göre kilosu daha fazla olup, kemik olgunlaşması (kemik yaşı) geridir. Ağır ve erken başlangıçlı olgularda, alın belirgin, burun kökü basık (taş bebek yüzü), cilt ve saçlar ince, ses tizdir. Süt çocukluğu ve erken çocukluk döneminde açlıkta şeker düşüklüğü gelişebilir.

Yaklaşık 4000 canlı doğumda bir görülen BH eksikliği pek çok nedenden kaynaklanabilir. Hipofiz bezinin gelişim bozuklukları, gen bozukluğuna bağlı hormon yapımında azlık veya yapısında bozukluk, beyindeki hastalıklar, tümörler, cerrahi uygulamalar ve kafa travmaları, kafaya uygulanan radyasyon, dokuların hormon algılayıcı sisteminde (reseptör) bozukluk başlıca nedenlerdir. Ayrıca kötü beslenme, sevgisizlik, bazı ilaç tedavileri sırasında da geçici BH eksikliği görülebilir.

Boyu standardın altında, kemik yaşı geri, bir yıllık uzaması o yaş grubunda beklenenden az (4 yaşından itibaren yıllık uzama 4cm’den az ise yetersiz uzama var demektir) olan çocuklarda buna yol açabilecek nedenlerin irdelenmesi gerekir. Bu tür hastalarda öncelikle boy kısalığı yapabilecek diğer nedenlerin olmadığı gösterilmelidir. Ayrıca çocuğun boyu, aile potansiyelinin gerisinde ise, yine ileri araştırmalara gerek vardır. Sonraki aşamada BH eksikliği olup olmadığının değerlendirilmesi gereklidir. Büyüme hormonunun düzenli bir salınımı olmadığından herhangi bir saatte alınan kandaki hormon düzeyi yanıltıcı olabilir. Bu nedenle pediatrik endokrinolog denetiminde gerçek hormon düzeyini belirlemek için uyarı testleri yapılmalıdır. İki farklı uyarı testine yetersiz BH artışı tespit edilirse “büyüme hormonu eksikliği” tanısı konulmuş olur.

Günümüzde BH eksikliği tedavisi başarılı bir şekilde yapılabilmektedir. Tedavide, DNA teknolojisi ile üretilen insan BH’nu kullanılır. Hormon, ilaca özel kalemlerle cilt altı enjeksiyonu şeklinde uygulanır. Normal fizyolojiyle uyumlu olması için enjeksiyonlar gece yatmadan önce yapılır. Büyüme plakları (epifiz) kapanıncaya kadar tedavinin devam etmesi gereklidir. İlacın dozu, büyümeye katkısı ve yan etkileri yönünden mutlaka endokrinolog kontrolünde kalınması gereklidir. Eksik olan hormonun yerine konması şeklinde olan büyüme hormonu tedavisinin yan etkileri az olup, 3 aylık periyotlarda laboratuar tetkikleri ile kontrol edilir.

Büyüme hormonu ilaçları ithal ilaçlar olup, halen Türkiye’de beş firmaya ait ilaçlar aktif olarak kullanılmaktadır. Maliyeti yüksek bir tedavidir. Ülkemizdeki sağlık sigortalarının büyük kısmı tedavi giderlerini karşılamaktadır.

VKV Amerikan Hastanesi
Pediatri Bölümü
Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Dr. Nihal Memioğlu

Genç ebeveynlere tavsiyeler

ANNE & BEBEK & ÇOCUK

Her ne kadar günümüzde ebeveyn olma yaşı her geçen gün daha ileri yaşlara kaymakta ise de halen genç yaşta anne – baba olmayı seçen ve/veya olmak zorunda kalan bireyler vardır. Genç yaşta ebeveyn olmayı seçen bireylerin ise dikkate almaları gereken bazı durumlar söz konusudur.

Erken yaşta ebeveyn olmaya karar veren bireyler, öncelikli olarak bu kararlarının hayatlarının geri kalanının hepsinde etkili olacağını fark etmelidirler. Anne – baba olmak yarı zamanlı yürütülebilecek bir durum olmadığı gibi kişinin hayatındaki o güne kadar sahip olduğu kimliklerine (gerek evlat kimliği, gerek eş kimliği, gerek çalışan kimliği vs.) yeni bir kimliği ve aidiyeti ekleyecektir ki bu önemli bir sorumluluktur. Böyle bir sorumluluğun altına girebilmek için bazı şartların sağlanmış olması o bireylerin daha sağlıklı ebeveynler olmasına yardımcı olacaktır.

Bu şartlar:
• Kişinin mümkün olduğunca fazla olarak kendini tanıyor olması: Hayata dair ne/ne kadar istediğini ve kendini daha fazla bilen bireyler sınırlarını da iyi bilen bireyler olacaktırlar ki bu sınır ve farkındalık halleri o kişilerin daha sorumluluk sahibi oluşlarına yol açacaktır. Sorumluluk sahibi olabilmek ise ebeveyn olmanın en önemli özelliklerinden biridir.
• Ergenlik döneminin sonlanmış oluşu (20 yaş sonrası): Bireyin tüm hormonal ve buna bağlı olarak psikolojik çalkantılarını yaşadığı ergenlik döneminden çıkıp hayata dair sorumluluklarını alabileceği bir yaşta olmuş olması daha sağlıklı ebeveynlik yapmasına yardımcı olacaktır.
• Ebeveyn kimliğini almadan önce eş kimliğinin oturtulmuş olması: Eş olabilmek başlı başına zordur. Gençliğe bağlı tolerans/sabır/anlayış eşikleri düşük bireyler içinse daha da zordur. O yüzdendir ki kişilerin evlilikleri ve birbirlerinden beklentilerini mümkün olduğunca tanımlamaları üstüne bu yeni kimliğin sorumluluğu altına girmeleri daha faydalı olacaktır.
• Sosyal desteğin olacak olması: Bireyler gerek kendi anne – babalarından gerek çevrelerindeki diğer büyüklerinden ne kadar çok yardım alabilecek olurlarsa üstlerindeki yükü gerektiğinde ne kadar hafifletebilirlerse, aldıkları sorumluluklarını o kadar eksiksiz ve sağlıklı yerine getirecektirler.

Ebeveyn olmak başlı başına zor bir durumdur. Genç ebeveyn içinse hayat ve hayatın sorumluluklarının getirdiklerine karşı daha deneyimsiz oluşun, kendi ihtiyaçlarını daha henüz tam karşılayamazken bir başka canlının ihtiyaçlarını karşılamak durumunda olmanın getirdiği yükün, ve çevrenin “Biz daha fazla biliyoruz. Bırakın biz yardımcı olalım” derken kimi zaman fazla baskı oluşturmalarının zorlukları söz konusudur. Yukarıda bahsedilen durumların mümkün olduğunca sağlanması bu ekstradan gelen zorlukları biraz daha kontrol altına alabilecektir.

Zorluklarının yanı sıra genç ebeveyn olmanın olumlu yanları da vardır. Genç olmak enerjik olmayı, enerjik olmak da sürekli ilgi/şefkat/bakıma muhtaç bebeğin (sonrasında çocuğa) bakımında daha fazla şeyi temin edebilmeyi çoğu zaman beraberinde getirecektir.

Ayrıca ebeveyn ile evladı arasındaki yaş farkı azaldıkça “jenerasyon farkı” azalacaktır. Dolayısıyla ebeveyn evlat ilişki ve iletişimi daha etkin olabilecektir.

Unutulmamalıdır ki ebeveyn olmak bir kimya problemi değildir ve “ideal şartı” yoktur. İdeal hedeflenecektir. Ancak bir çok bilinmeyen/beklenmeyen faktör idealden bireyleri uzaklaştırabilecektir. Anne – baba ya düşen görev mümkün olduğunca bu “ideal” hedefine yakın durabilme adına öğrenme ve gelişime açık olabilmektir. Evet her durumda olduğu gibi ebeveyn olmaya da daha yatkın bireyler olacaktır ancak bu ebeveyn olmanın büyük bir kısmının öğrenilerek gelişeceği kısmını da değiştirmeyecektir.

Çocuğunuzun parmak emme alışkanlığını geçiş nesnesiyle engelleyebilirsiniz

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Bebekle kurulan ilişkinin duygusal kalitesi, ihtiyaçlarının doğru anlaşılması ve zamanında karşılanması bu ilişkiyi güçlendirecektir. Uykuya geçişte “geçiş nesnesi” dediğimiz oyuncak gibi benimseyebileceği objeleri yatağına koymak onu rahatlatacaktır. Parmak emmeyi küçümsemek, utandırmak çözüm yöntemi olarak kullanılmamalı. Olumlu davranışlarına odaklanmak, sözlü övgüler ve teşvik edici minik ödüller kullanılmalıdır.

Parmak emmek, çocuğun yaşamının ilk aylarından itibaren görülebilen bir davranıştır. Kendini rahatlatmaya yönelik yaptığı bu davranış zaman içerisinde annenin olmadığı ve sıkıntı hissettiği her durumda karşımıza çıkabilir. Bebeklerin her ağlamasını ve rahatsızlık hissettikleri durumları emzirerek geçirmeye çalışmak zaman içerisinde kurulan bağın bağımlılığa dönüşmesini sağlamaktadır. Oysa ilişki kurmanın ve bebeği rahatlatmanın bir çok şekli bulunmaktadır. Annenin memesinin yerini tutan parmağı emmekten vazgeçmek, ilerleyen dönemlerde pek de kolay olmamaktadır. Bebekle kurulan ilişkinin duygusal kalitesi, ihtiyaçlarının doğru anlaşılması ve zamanında karşılanması bu ilişkiyi güçlendirecektir.

• Uykuya geçişte “geçiş nesnesi” dediğimiz oyuncak gibi benimseyebileceği objeleri yatağına koymak onu rahatlatacaktır.
• Parmak emmeyi küçümsemek, utandırmak çözüm yöntemi olarak kullanılmamalı.
• Sağlığı ve gelişimi ile ilgili kaygılar iyi ifadelerle anlatılmalı.
• Bu anne ve çocuk arasında kazanılan bir savaşa dönüştürülmemelidir.
• Olumlu davranışlarına odaklanmak, sözlü övgüler ve teşvik edici minik ödüller kullanılmalıdır.

Tırnak yemek, derilerini kopartmak ve yaşı büyümüş olmasına rağmen hala yoğun parmak emmek davranışlarını gösteren çocukların ortak özelliklerinin sıkıntı yaratan durumlarda ya da boş kaldıkları ve yönlendirilmedikleri anlarda bu davranışlara başvurdukları gözlenmektedir. Uzun süre yalnız kalmak, yaratıcı oyunları ve birlikte oyun oynamayı teşvik etmemek ve bunun gibi çocuğun durağan kaldığı durumların fazlalığında bu davranışlarda sıklıkla karşılaşılabilinir. Tırnak yeme, okul öncesi dönemde, öncelikle çevresindeki tırnak yiyen başka bir bireyi taklit ederek başlayabilir.

Stres yaratan durumlarda, duygularını ifade edemediği anlarda ve yetişkinlerinden gerekli ilgi ve değeri görmediği zaman iç gerginliğini ifade etmek için yarattığı bir duruma dönüşebilir. Yoğun yaşandığını düşündüğünüz bu davranışları çözmeye çalışmadan önce aile sisteminizin işleyişine çocuğunuzla kurduğunuz ilişkideki karşılıklı duygu alışverişinize ve bütün bu davranışları etkileyebilecek başka faktörlerin olup olmadığına dikkatlice bakmak gerekir. Sıklıkla tekrar eden ve çocuğun sosyal uyumunu bozan davranışlarda ise bir uzmana başvurulması gerekir.

VKV Amerikan Hastanesi
Pediatri Bölümü
Pedagog Güzide Soyak

Bebeğinize masaj yapın sütünüz artsın

ANNE & BEBEK & ÇOCUK

Bebek masajı, anne sütünün artmasını sağlayan prolaktin hormonunun salgılanmasına, bebeğin kilo almasına ve anne – bebek arasında sağlıklı iletişim kurulmasına neden olur. Ayrıca kas koordinasyonunun artmasına, dolaşım, sindirim ve solunum sistemlerinin gelişmesine, rahatlamaya, hareketliliğin artmasına yardımcı olarak bağışıklık sistemini güçlendirir.

Temelinde dokunma duyusunun uyarılması olan masaj yüzyıllardır kasları güçlendirmek ve yaraların iyileşmesini hızlandırmak amacıyla tedavide kullanılmıştır. Dokunma duyusu bebek için dış dünya ile iletişimin temelidir, bir başka canlıya dokunmak bebeğe güven ve sıcaklık verir. Anne bebeğiyle ilk ilişkisini ona dokunarak kurar, yaşamın erken döneminde bebekler görme ve işitmeden çok, koku ve dokunma duyuları yardımıyla çevreyi tanırlar.

Bebek annesinin dokunuşlarıyla dünya ile iletişim kurmaya başlar, anne bebeğine dokunarak onu sever. Dokunma duyusunun masaj yöntemiyle uyarılmasının bebeklerdeki olumlu etkileri gösterilmiştir. Masaj, kas-iskelet, sinir ve dolaşım sistemlerini uyararak bir dizi biyokimyasal ve fizyolojik işlemi başlatmaktadır. Sık kucaklanarak sevilen bebeklerin solunum ve dolaşım sistemlerinin daha çok geliştiği gözlenmiştir. Bu nedenle de masajın bebeklerde görülen sindirim bozuklukları, infantil kolik, uyku düzensizlikleri gibi sorunlarda etkin bir tedavi yöntemi olabileceği düşünülmektedir. Ancak masajın büyüme, gelişme ve iletişim üzerindeki etkileri halen araştırılmaktadır.

Prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde masaj uygulamalarının kilo almayı hızlandırdığı, daha hızlı ve dengeli bir gelişim sağladığı, uyanıklık süresini artırdığı kontrollü çalışmalarla gösterilmiştir. Bebek masajı ayrıca prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerin annelerinde çaresizlik ve yetersizlik duygularını da azaltabilmektedir.
Dokunma ve masajın yaşam kalitesini artırdığına dair bazı bilimsel veriler de mevcuttur. Anneleri depresyonda olduğu için dokunularak sevilmeyen bebeklerin büyüme gelişme geriliği gösterdikleri de saptanmıştır.

Masaj yapılan bebekler yalnızca beşikte sallanan bebeklerle karşılaştırıldığında masaj uygulananların daha aktif, daha uyanık oldukları ve daha az ağladıkları görülmüş, masaj uygulanan bebeklerin daha fazla kilo aldıkları, daha kolay uykuya daldıkları ve anneleri ile yüz yüze geldiklerinde daha yakın davranışlar sergiledikleri gözlenmiştir. Masaj vagal aktiviteyi artırarak besin emilimini artıran hormonları artırmakta ve bebeğin kilo alımına katkıda bulunmaktadır.

Masaj ayrıca bağışıklık sistemini de uyarabilmektedir. Bebeğini okşayan ve ona dokunan annelerde rahatlama hissi olur ve anne sütünün artmasını sağlayan prolaktin hormonu salgılanır. Anne bebeğine yakınlaşır, aralarındaki güzel ilişkinin temeli böylece güçlenir.

Bebeğe sevgi ve şevkatle dokunma onun gelişimine büyük katkıda bulunacaktır. Bebek masajı bu dokunmayı temel alarak yapılan bir dizi hareketten ibarettir ve bebeğin sağlığı ile anne ile iletişimine çeşitli katkılarda bulunur. Bebek masaj sayesinde rahatlamayı ve annesiyle ilişki kurmayı öğrenir. Masaj, kas koordinasyonunun artmasına, dolaşım, sindirim ve solunum sistemlerinin gelişmesine, rahatlamaya, hareketliliğin artmasına yardımcı olur, bağışıklık sistemini güçlendirebilir.

Kaynak:Amerikan Hastanesi

Uykusuzluk bebeklerde gelişim bozukluğuna neden oluyor

ANNE & BEBEK & ÇOCUK

Bebeklerin günlerinin büyük bir kısmı uyuyarak geçiyor. Birçok ihtiyacın karşılandığı bu uyku devresi, bebeklerin büyümesine de katkıda bulunuyor. Bebeklerin büyümesine yardımcı olan büyüme hormonu bebeklerin derin uykusunda salgılanıyor.

Uyku hemen bütün canlıların olmazsa olmaz fizyolojik ihtiyaçlarından birisidir. Özellikle en gelişmiş ve karmaşık beyin yapısına sahip insanlar için uykusuz yaşam sürdürebilmek mümkün değildir. İnsan yavrusu doğduğunda beyni tamamen gelişmiş ve olgunlaşmış değildir. Beyin ağırlığı yaşamın ilk aylarında iki katına çıkar, ilk yıllarında yeniden iki misli büyür.

Bu büyüme süreci içinde yaşamımızı ömür boyu etkileyecek sinirsel bağlantılar oluşturulur ve pekiştirilir. Bu süreç içinde beynin uykuya ihtiyacı her zamankinden daha çoktur. Yeni doğan, günde 19-22 saat uyuyabilir. Daha da önemlisi, bu uykunun %80’e varan oranı, REM Uykusu adını verdiğimiz, rüyaların en sık görüldüğü ve belleğimizin pekiştiği uyku evresi içinde geçer.

Sağlıklı büyüme ve zihinsel gelişme için sağlıklı uyku vazgeçilmez bir koşuldur. Bundan başka, büyüme hormonu özellikle derin uyku evresinde salgılanır ve bebeğin/çocuğun düzgün gelişmesinde en önemli rolü oynar.
Bu nedenlerle çocuklardaki uyku kalitesini ve süresini bozan problemler, önemli gelişim ve davranış sorunlarına yol açabilirler. Bu problemlerin bir kısmı ısı, gürültü, yatağın rahatsızlığı gibi dış etkenlerden, bazıları sindirim sorunları, diş çıkartma, ağrılar ve acılardan kaynaklanabilir. Çocuklar bilinçlendikçe korkular, endişeler ve huzursuzluklar kötü rüyalar, kabuslar da uykularını zaman zaman olumsuz etkiliyebilir.

Anne-babaların dikkat etmesi gereken bir problem de bebeklerin ve çocukların uykudaki solunumlarının düzgün olup olmadığıdır. Zaman zaman hırıltılı nefes almak veya 1-2 saniye nefes tutmak olağan sayılabilir. Ama horlama, 3-4 saniyeyi aşan nefes kesilmeleri, nefes tutarak çırpınarak uyanma, özellikle dudaklarda hafif de olsa morarmalar, uyku apnesi veya üst solunum yolları direnci adları verilen rahatsızlıkların belirtileridir ve çocuğun mutlaka bir çocuk doktoruna ve gerekirse kulak-burun-boğaz hekimine gösterilmesi gerekir.

Bu sorun bir kaç haftadan çok sürerse ve yakın ailede horlama, uykuda nefes kesilmesi gibi belirtileri olan bireyler varsa çocuğun bir uyku testinden geçmesi gerekli olabilir. Bütün gece, solunum, oksijenlenme, kalp atımı ve uyku EEG’sinin izlendiği ve polisomnografi adı verilen test sonuçlarına göre, sorunun cinsine ve derecesine uygun tedavi belirlenir.

Uykuda horlama veya nefes almada zorlukla ve düzensizlikle ortaya çıkan solunum bozukluklarında beyin, nefes kesilmelerini sonlandırmak için birkaç saniye için bile olsa uyanmak ve hava yollarını açmak zorundadır.

Bu kısacık uyanmalar ise uyku devamlılığını bozar, kalitesini düşürür. Sonuç ise davranış bozuklukları, öğrenme güçlükleri, dalgınlık, huysuzluk, aşırı yaramazlık gibi problemlerden gece altını ıslatmaya varan çok sayıda soruna yol açabilir. Atalarımız, “Uyusun da büyüsün!” diye ninni söylerken büyüme hormonunun derin uykuda salgılandığını acaba biliyorlar mıydı?

Kaynak: Amerikan Hastanesi

Bebeğimle uçağa binebilir miyim?

ANNE & BEBEK & ÇOCUK

VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü’nden Dr. Hilda Çerçi Özkan, Kurban Bayramı tatilinde yapılacak uçak yolculuklarıyla ilgili “bebekle uçak yolculuğu yapmak bir çok aileyi endişelendirse de, aslında bir haftadan büyük sağlıklı bir bebeğin uçağa binmesinde sakınca olmadığını” söyledi.

Yaklaşan Kurban Bayramı tatili, uçakla seyahat yapacak bebekli aileleri düşündürüyor. VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü’nden Hilda Çerçi Özkan, bayramda uçakla seyahat edecek olan bebekli ailelerin endişelenmemeleri gerektiğini belirtti. Dr. Özkan, “Uçakların içindeki basınç genellikle 250 metre yükseklikteki atmosfer basıncına ayarlanır. Sağlık sorunu olmayan kişiler ve hatta yenidoğan bebekler 250 metre yüksekliğe ayarlanan kabin içi basıncında hiçbir problem yaşamazlar.

Bir çok havayolu şirketi bir haftadan küçük bebeklerin uçuşunu acil tıbbi bir neden olmazsa kabul etmez. Bazı havayolları ise bebek bir haftadan küçükse uçmasında sakınca olmadığına dair doktor raporu isteyebilir.

Uçak yolculuğunun sakıncalı olduğu durumlar nelerdir?
İleri derecede kansızlığı olan, doğumsal kalp hastalığı, ağır akciğer hastalığı gibi hastalıkları olan kişilerin uçak yolculuğu sakıncalı olabilir. Bu kişilerin uçakla seyahat öncesi mutlaka doktoruna danışması önerilir. Aktif enfeksiyonu olan çocukların hem kendileri için hem de diğer yolculara da enfeksiyonu bulaştırabilecekleri için çok zorunlu olmadıkça iyileşene kadar uçmaması gerekir. Özellikle bir kulak enfeksiyonu varsa kabin içi basınç değişiklikleri şiddetli kulak ağrılarına yol açabilir. Sinüzitli çocuklarda da aynı şekilde şiddetli baş ağrıları oluşabilir. İshali olan çocukların uzun süren uçak yolculuklarında sıvı kaybedebileceği için ishal düzelene kadar uçmaları önerilmez.

Uçak yolculuğu enfeksiyon riskini artırır mı?
Bebekler için uçak yolculuğunun enfeksiyon açısından riski artırdığı yönünde kesin bir kanıt olmasa da yolculuk sırasında kabin içi havanın sürekli sirkülasyona girmesi, çok sayıda kişinin dar ve kapalı bir alanda bulunması. Kabin içi havanın kuruluğu enfeksiyonların bulaşması açısından kolaylaştırıcı faktör olabilir.

Bebeğinizle daha güvenli bir uçak yolculuğu yapabilmek için:
• Uçak temizliği gece yapıldığından, sabah uçuşlarını tercih edin.
• Yakınınızda hasta bir kişi oturuyorsa ve başka boş yerler varsa oraya geçin.
• Uçağın kalkış ve inişlerinde kabin memurlarının direktiflerine göre mutlaka bebeğinizi kucağınıza alın ve ona da kemer takın.
• Kulak ağrısını önlemek için kalkış ve inişlerde ya emzirin ya da biberon verin. Emme hareketi orta kulak basınçlarının eşitlenmesini kolaylaştırır ve bebeği rahatlatır. Daha büyük çocuklara da sevdikleri içecekler içirilmesi ya da ciklet çiğnetilmesi de aynı etkiyi sağlar.
• Bebeğinizin tıbbi sorunları varsa, doktoruna danışmadan uçak yolculuğu da dahil hiçbir yolculuğa çıkarmayın.

Kaynak: Amerikan Hastanesi

Bebeklerde ek gıdalara erken dönemde başlamak alerjiye neden oluyor

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü Dr. Özlem Ekiz Yörükalp Anne sütü ile beslenen ve iyi büyüyen bebeklerde ek besinlere başlamak için bebek 6. ayına gelene dek beklemek gerekmektedir diyor.

Mama ile beslenen veya anne sütü ile iyi büyüyemeyen bebeklere ise ek besinlere bebek en erken 4 aylıkken başlanabilir. Bu yaştan önce ek besinlere başlamak alerji ve sindirim problemleri gibi ileride ciddi rahatsızlıklar verebilecek hastalıklara sebep olabilmektedir.

Ek gıdalara ne kadar erken geçilirse, alerjik reaksiyon olasılığı da o kadar artmaktadır. Ailede besin alerjisi olması, bebekteki alerjik reaksiyon ihtimalini yükseltmektedir. Reaksiyon; ishal, gaz, şişkinlik gibi sindirim problemleri şeklinde görülebilmektedir. Deride kızarıklık ve döküntü, hırıltılı solunum, bulantı-kusma, karın ağrısı gibi belirtiler de olabilmektedir. Bu tarz reaksiyonlar en çok ilk yılda görülmekte ve çocuk 3 yaşına geldikten sonra giderek azalmaktadır.

Ek besinlere başlamak için bebekte bir takım olgunluk belirtileri aranmaktadır. Bebek ek besinleri, kaşık yardımı ile oturur pozisyonda almalıdır. Bu nedenle bebeğin baş kontrolünü iyi yapabilmesi ve destekli de olsa oturabiliyor olması gerekmektedir. Ayrıca, bebeğin ek besinleri alabilmesi için emerken yaptığı dil ile itme refleksinin kaybolması gerekmektedir. Eğer bebek yedikleriniz ile ilgileniyor ve çiğneme hareketleri yapıyorsa, artık ek besinlere başlama zamanı gelmiş demektir.

Eğer başlangıçta bebek ek besini reddediyorsa; bu durum dil ile itme refleksinin henüz kaybolmamış olmasından kaynaklanıyor anlamına gelebilir. Böyle bir durumda yeniden deneme yapmak gerekebilir. Bebek ek besini ısrarla reddederse, bu durum bebeğin hazır olmadığı anlamını taşıyabilir. Böyle bir durumda ise acele etmeyip, 1-2 hafta sonra tekrar denemeye geçmek gerekmektedir.

Ek besinler kaşık ile verilmeli ve sütten daha yoğun kıvamda olmalıdır. Besinleri biberon ile vermek, hem besinlerin nefes borusuna kaçma riskini arttırmakta; hem de gereğinden fazla miktarda beslenme ile obezite ve sağlıksız beslenme alışkanlığına davetiye çıkarmaktadır. Bebeğin oturarak, kaşıktan azar azar alarak, dinlenerek ve doyduğunda durmayı öğrenerek yemek yemeye alışması gerekmektedir. Bireyin tüm yaşamı boyunca etkili olabilecek sağlıklı beslenme alışkanlıklarının temeli bu dönemde atılmaktadır.

Bebek, kaşıkla beslenirken; bazen bebek kaşıkları bile büyük gelebilmektedir. Bu durumda bebeğe, çay kaşığının yarısı kadar lokmalar verilebilir… Bebeğin tepki göstermediği durumlarda, çok küçük yemek parçaları, elle verilebilir; bu durum, bebeğin yemeği kabul etmesini kolaylaştırabilir… Ek besinlere başlanırken; önce günde 1 öğün ek besin, diğer öğünlerde ise yine anne sütü veya mama verilmelidir. Bu dönemde başlanan besinler süt veya mamanın tamamlayıcısıdır. Miktarlar artana dek, esas besinin süt veya mama olduğu unutulmamalıdır. Bebek, 2-3 günde bir, yeni bir besin ile tanıştırılmalıdır.

Her öğünde yeni bir yiyecek sunmak, bebeği bunaltabildiği gibi alerjik reaksiyon durumunda bebeğin neye karşı reaksiyon geliştirdiğinin anlaşılmasını da güçleştirebilir. Eğer bebek, katı gıdayı reddediyorsa, beslenme önce bebeğe biraz süt, sonra arada az miktarda küçük lokmalar şeklinde katı gıda sonra yine süt verilerek, tamamlanabilir. Bu şekilde besleme, bebeğin ek besinlere alışmasını kolaylaştıracaktır.

Ek besinlere önce muhallebi kıvamında başlanmakta; bebek 7-8 aylık olduğunda daha pütürlü gıdalar verilmektedir. Bu dönemde en sık yapılan hata, tüm yiyecekleri ‘blender’dan geçirip; pütürsüz olarak bebeğe vermektir. Bu kıvama alışan bebeğin pütürlü gıdaları kabul etmesi bazen 3-4 yaşı bulabilmektedir. Oysa en geç 7-8 aylıkken besinlerin pütürlü olarak verilmesi, blender yerine çatal ile ezilmesi gerekmektedir. Ayrıca bebek, 8-9 ay civarında iken; bebeğin elle tutup yiyebileceği gıdaları eline alması ve kemirmesi, bebeğin pütürlü gıdaları almasını kolaylaştırmaktadır.

Meyveleri ‘blender’dan geçirmek veya suyunu vermek yerine; rendede püre kıvamında hazırlamak, hem bebeğin pütürlü gıdalara alışması, hem de posalı yiyecekler ile bağırsaklarının çalıştırılması açısından faydalıdır. Bebeğin katı gıdalara alışmasını kolaylaştırmak için bebeğin eline de kaşık verilebilir. Bebek, başlangıçta ağzını tutturamayabilir ve yemeğin yarıdan fazlası yerlere dökülebilir, fakat bu durum bebeğin eğlenerek, katı gıdalara geçmesini sağlayacak ve alışma sürecini kolaylaştıracaktır.

Amerikan Hastanesi
Pediatri Bölümü
Dr. Özlem Ekiz Yörükalp

Çocuklarda spor yapabilir

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Hareket ve sporun çocuğun sağlıklı büyüyüp gelişmesinde çok önemli katkısı vardır. Fiziksel açıdan kalp ve akciğerleri kuvvetlendirir, erişkin dönemde oluşabilecek kalp ve akciğer hastalığı riskini en aza indirir. Kasları, eklem bağlarını kuvvetlendirir, eklemleri besler.

Mide bağırsak sisteminin düzenli çalışmasını sağlar ve sosyal açıdan çocuğu geliştirir.Spor çocuğu fiziksel, sosyal ve kişisel açıdan geliştirir. Spor ve egzersizin yararları bilinmekle birlikte başlama zamanı, süresi ve türü tartışmalıdır. Çocukların yetenekleri ve gelişim düzeyleri birbirinden farklı olduğu için her egzersiz her çocuğa uygun olmaz. En doğrusu çocuğun beceri düzeyine göre ilerlemek, özellikle çok küçük yaş gruplarında çocuğun beceri düzeyine uygun zevkli aktiviteler bulmaktır.

Ana hatlarıyla önerilebilecek aktiviteler:
Yaş 2-3
• Bahçede veya oyun alanında koşma, salıncak, oyun bahçesi
•Su içinde oyunlar
• Yuvarlanma

Yaş 4-6
• Dans, yakalama, elim sende oyunları
• İp atlama
• Yakartop
• Üç veya 4 tekerlekli bisiklet
• Bu yaştan sonra çocuk takım oyunlarına katılabilir.
• Önerilen oyunlar
• Yakalamaca, yuvarlanma, ip atlama, yüzme, ebelemece, seksek, frizbi, yürüyüş, bisiklet

2-6 Yaş ArasıBu yaş grubu çocuklar henüz fırlatma, yakalama, koşma, sıçrama, atlama gibi hareketin temel becerilerini öğrenmektedirler. Bu beceriler merkez sinir sisteminin doğru gelişmesine yardım eder. Bu yaş grubundaki çocuklarda düzenli bir egzersiz programı önerilmez. Temel motor becerileri geliştiren oyunlar oynamak daha doğrudur.

7-10 yaş arasıBu grup çocuklar temel hareket becerilerini edinmişlerdir. Hafızaları ve karar verme yetileri gelişkin olduğundan bazı oyunların stratejilerini kavrayabilirler. Ancak bazı organize takım oyunlarının gerektirdiği karmaşık hareket ve becerileri başaramayabilirler. Bu grup çocukların temel becerilerini daha zor oyunlarda kullanabilmeleri için değişik oyunlar oynanabilir.

Öneriler:
Bisiklet, top oyunları, tenis, masa tenisi, paten, dans, jimnastik, futbol, yüzme

10 yaş ve üzeri
Artık çocuklar karmaşık aktivite gerektiren takım oyunlarına katılabilirler. Futbol ve basketbolda çocuğun fiziksel güvenliği önemlidir. Fiziksel yaralanma riski dışında yarışma sporları ile birlikte kazanma ve kaybetme de başlar. Çocuklar kaybetmeye tahammül edemeyebilirler. Bu nedenle çocuğun doğru yönde odaklanmasına dikkat etmek gerekir. Bu yaşa dek aerobik veya dirençli egzersiz programlarına başlanması doğru değildir. Ergenliğe kadar uzun mesafe koşularına izin verilmemelidir. 10 yaş üzeri çocuklarda orta şiddette bir aerobik egzersiz programına başlanmalıdır. Sıklık en fazla haftada 3 gün olmalı, antremanlar arası bir gün istirahat edilmelidir. Antreman süresi 30 dakikayı geçmemelidir. Tüm kasları geliştirmek için değişik şekillerde aktiviteler gereklidir.

Öneriler:
Organize takım sporları, koşu, paten, bisiklet, ip atlama, aerobik, yüzme, kürek, atletizm.

Kas güçlendirme çalışmalarında dikkat edilecek noktalar:
Tüm güçlendirme aktiviteleri eğitimli personel tarafından denetlenmelidir. Çocuk ne kadar büyük olursa olsun fizyolojik olarak gelişimini tamamlamadığı unutulmamalıdır. Ana amaç tüm egzersizler için doğru tekniğin öğrenilmesidir. Önce teknik öğrenilmeli, direnç daha sonra eklenmeli ve yavaş artırılmalıdır. Doğru nefes tekniği öğretilmelidir. Egzersizin hızı kontrol edilmeli ve ani hızlı germelerden kaçınılmalıdır. Vücut geliştirme ve ağırlık kaldırma yasaktır. Çok eklemi içeren tam eklem hareket açıklığı gerektiren egzersizler yapılmalıdır. Çocuğun söylenileni anladığından ve yapabildiğinden emin olunmalıdır.

Yükler set başına 8-12 tekrar yapabilecek kadar olmalıdır, çok ağır yüklerden kaçınmak gerekir. Tüm ana kas gruplarını içeren 8-10 tane farklı egzersizi iki set halinde yapmak, egzersizler arasında 1-2 dakika dinlenmek gereklidir. Güçlendirme antremanları haftada 2 gün yapılmalı ve diğer zamanlarda farklı aktiviteler önerilmelidir.

Çocuk Sporunda Hassas Noktalar
Büyüyen bağ ve kemikler: Çocukların kemikleri büyüklerinkinden farklıdır, kemik uçlarında büyüme plağı denilen ve uzamayı sağlayan kısımlar vardır. Bu büyüme plakları kızlarda 13-15, erkeklerde de 15-17 yaşa dek açık ve aktiftir. Kemiğe aşırı yük bindiğinde tendon ve bağlardan çok bu büyüme plakları zedelenir. Aşırı kullanıma bağlı olarak büyüme plaklarında enflamasyon oluşabilir.

Aşırı kullanım ve zedelenmeler: Çocuklarda fiziksel aktivite tek bir spor değil, çeşitli fiziksel aktiviteleri içermelidir. Uzun saatler süren antremanlar gerektiren koşu, jimnastik ve tenis gibi sporlarda aşırı kullanıma bağlı yaralanma riski artmaktadır. Maratona katılma yaşı da bu nedenle 16’dan 18’e çıkarılmıştır.

Kazanma Hırsı ve Yarattığı Sorunlar: Sporun sadece katılım için olmayıp madalya için yapılması bazı tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır. Sadece kazanmak için yapılan spor, sporcu için riskler taşır.

Kadın Sporcu Üçlemesi: Kız sporcularda görülen kadın sporcu üçlemesi bunların en bilinenidir. Aşırı antreman sonrasında gelişen anoreksi, amenore ve osteoporoz kız sporcuların sağlığını tehdit eden önemli bir sorundur.

Madde Bağımlılığı: Ciddi bir problem çocuk ve ergen sporcularda ergojenik maddelerin kullanımıdır. Profesyonel sporcuların daima kazanım mentalitesi ergen amatör sporculara da yerleştikçe madde kullanımı artmaktadır. Erken cinsel gelişme gösteren sporcularda steroidli maddelerin kullanımı araştırılmalıdır. Genç sporcular üretici firmalar tarafından güvenli oldukları iddia edilen beslenme desteği ürünlerini de kullanmaktadırlar. Kreatin ve androstenedione gibi maddeler internet üzerinden satılabilmektedir. Ancak bu maddelerin çocuk ve ergenlerde uzun vadede güvenli olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Koçlarının bile bu konuda teşvik ettiği genç sporcuları bu tür maddelerin kullanımından korumak hekimin ve ailenin birincil görevidir.

Aşırı Kullanım Sendromları: Genç sporcularda görülen ortopedik sorunların üzerinde önemle durulmalıdır. Yüzücülerde omuz sorunları ve koşucularda bacak ağrıları (shin splints) en sık gözlenen aşırı kullanım sendromlarıdır. Aşırı kullanım sendromlarını tanıyarak erkenden önlem alınırsa bunların stres kıırıklarına yol açmaları önlenebilir.

Spora Bağlı Yaralanmalar: Bu tür yaralanmalar daha çok maç ve yarışma esnasında meydana gelmektedir. İyileşme sürecinde pasif değil, aktif bir istirahat gerekir, çocuğun tekrar spora dönebilmesi için konuda deneyimli bir hekim tarafından izlenmesi ve tedavisinin doğru planlanması şerttır. Futbol gibi saha sporlarında en sık diz ve ayak bilek yaralanmaları, yüzme gibi tekrar eden aktivite içeren sporlarda ise aşırı kullanım sendromları gözlenmektedir.

Çok Aktif Çocuklarda En Sık Gözlenen Yaralanmalar
Akut yaralanmalar ani ve travma sonrası olur. Küçük yaşlarda ezilme, burkulma ve zorlanmalar görülür. Ergenlerde kemik kırıkları ve bağ kopmaları olabilir. Yaşa bağlı olmaksızın gözde kanama, retina ayrışması, kornea çizilmesi; kemik kırıkları, bağ yaralanmaları, beyin zedelenmeleri, omurilik yaralanmaları görülebilir. Bu tür akut yaralanmaların nedenleri ekipmanın doğru olmayışı veya gerektiği gibi kullanılmayışıdır. Örneğin basketbol ve raket sporlarında göz yaralanmaları nadir değildir.

Aşırı Kullanım Yaralanmaları: Aşırı kullanım yaralanmaları çocukların büyüme gelişmelerini etkilediğinden erişkinlerdekinden daha önemlidir. Kemik ve eklemlerin çok fazla stres altında kalması sonucu görülür.

En sık görülenler
Ayak bileği burkulmaları: Yaşı büyük çocuklarda ayakbileği bağlarında gerilme veya kopma bilek kırıklarından daha sıktır. Hemen tedavi edilmelidir.
Kırıklar: Aşırı kullanıma bağlı olarak büyüme plaklarında kırıklar oluşabilir.
Sever hastalığı: Topuk ağrılarıyla karakterizedir. Topuk kemiğinin büyüme noktasının aşırı kullanıma bağlı enflamasyonundan olur.
Ön diz ağrısı: Diz kapağının altında hissedilir. Diz hassas ve şiş olabilir. Genellikle uyluk etrfaındaki ana kas grupları olan kuadriseps ve hamstring kaslarının gerginliği sonucu oluşur.
Yüzücü omzu: Yüzmedeki tekarlayıcı kol atma hareketine bağlı olarak omuzun şişmesidir. Ağrı aralıklı olarak başlayıp giderek müzminleşebilir.
Bacak ağrıları (shin splint): Bacakların baldır kısımlarında ağrı ve rahatsızlık hissi mevcuttur. Aşırı antreman veya sert zeminde yapılan antremanlardan sonra gözlenir.
Spondilolizis: Bel kaslarının tekrarlayıcı dönme, geriye veya öne bükülme hareketleri sonucu zedelenmesinden olur ve sürgen bel ağrısına yol açar. Futbol, jimnastik, güreş gibi sporlarda sıktır.

Aşırı Kullanım Sendromlarını Artıran Faktörler
Hızlı büyüme dönemleri veya esneklik-kuvvet arası farklar
Yetersiz ısınma
Aşırı aktivite
Kötü teknik
Uygunsuz ekipman

Tekrarlayan yaralanmalar
Yaralanma yeterince iyileşmeden spora dönüldüğünde gözlenir. Tam iyileşmeden spora dönen sporcunun yeniden yaralanma riski çok yüksektir. Vücut yaralı ve taze iyileşmiş kısmını kullanamadığından onu kompanse etmek için gereksiz veya hatalı hareketler yapabilir. En iyi çare tamamen iyileşmeyi beklemektir. Spor öncesi düzenli biçimde ısınma ve sonrasında da soğuma yapmak gereklidir. Müsabakaya çıkış da yavaş yavaş olmalıdır.

Çocuklarda yaralanmaya yol açan faktörler
Genelde 8 yaş altında çocuklar hala büyümekte oldukları için refleks ve tepki zamanları yavaştır, koordinasyonları tam değildir. Çocuklar farklı yaşlarda olgunlaştıkları için de aynı yaşta bile olsalar bazen boy ve kiloları arasında anlamlı farklar görülür. Farklı boyutlarda çocuklar aynı yaşta oldukları için birbirleriyle maç yaptıklarında yaralanma riski doğar. Çocuklar büyüyüp güçlendikçe de bu risk daha da artar. Ayrıca çocuklar bazı aktivitelerin risklerini erişkinler kadar iyi değerlendiremediklerinden farkında olmadan çok riskli durumların içine girebilirler. Temas sporlarında yaralanma riski yüksektir. Futbol diğer sporlara göre daha tehlikelidir. Boks ise çocuklar için uygun değildir. Astıımlı çocuklar spor yapamaz diye bir şey yoktur. İlaçlarla kontrol altında tutulan astımlı çocuklar da yaşıtları gibi spor yapabilirler.

Çocuğunuza spor ayakkabı alırken
Çocukların ayakları sürekli büyür. Bu nedenle ayakkabının burnu ile en uzun parmağın ucu arasında bir parmak mesafe olmalıdır. Dükkanda çocuğa her iki ayakkabı da giydirilmeli, içinde her gün giydiği normal çorapları olmalı, ayakkbı bağcıkları bağlanmalıdır. Birkaç dakika içinde aykkabının uyup uymadığı anlaşılır. Ayaklar akşamüzeri hafifçe şişeceğinden ayakkabı alışverişine akşam üzeri gidilmelidir.

Küçük çocuklarda birçok spor için çok amaçlı ayakkabı yeterlidir. Koşu ayakkabısı çok amaçlı bir ayakkabı olarak uygun değildir, çünkü koşu ayakkkabıları yana doğru harekete izin vermediklerinden yaralanma riskini artırırlar.

On yaşından sonra performansı artırıp ayakları korumak için spora özgü ayakkabılar seçilebilir. Koşu ayakkabısı dışında bütün ayakkabılar genç sporcunun ayağına zarar vermeden birbiri yerine kullanılabilirler.

Ekipman-Alet-Edevat
Bisiklete binen, paten kayan çocuklar kafa koruyucu başlıklar takmalı. Zemin düzgün olmalı, beton sahalar tercih edilmemeli. Koçlar da maçı ve yarışmayı kazanmak kadar güvenlik koşullarına uyulmasına dikkat etmeliler. Tüm çocukların beceri düzeyi, boyut ve fiziksel kapasitelerinin birbirine uymasına dikkat edilmeli.

Spor öncesi hazırlık
Maç veya müsabaka öncesinde yeterli ısınma ve antreman yapıldıktan sonra maça-yarışmaya çıkılmalı. Çocuk iyi beslenmeli, yeterli sıvı almalı ve aralıklı olarak istirahat etmeli.

Organize sporlar için çocuğunuzun bunu istediğinden emin olun, onu asla bir takımda yer almaya zorlamayın.
Bir sporu değerlendirirken çocuğun gereksinim duyacağı ekipman miktar ve fiyatı, fiziksel temas miktarı, kişisel beceri, takım boyutu, çocuğun katılımına fırsat verilip verilmediği gibi sorular da önemlidir. Farklı spor imkanları varsa çocuğun hepsini denemesi ve mümkünse bir miktar öğrenmesi sağlanmalıdır. Çocukların bazıları takım oyunlarını, bazıları bireysel sporları sever, temas sporlaından hoşlanmayanlar olabilir, toplu oyunlarda el- göz koordinasyonu yeterli olmadığından zorluk çekebilir.

Çocuğunuz emin ellerde mi?
Antrenörün güvenlik ve emniyete verdiği önem, tüm katılanları oyuna dahil edip etmediği, kazanma-kaybetmeye olan yaklaşımı, çocuğa verdiği hedefler, antreman öncesi ısınma-soğuma periodları, çocukların fiziksel gelişim ve beceri düzeylerine göre gruplandırılması gibi faktörler çocuğun emniyeti açısından önemlidir.

Anne-Babalara öneriler:
Tüm ana babalar çocuklarını başarılı birer sporcu olarak görmek isterler ancak çocuğa çok fazla baskı yapmak fiziksel ve ruhsal sıkıntılar yaratabilir. Çocuk spordan hoşlanmalıdır, zorlanırsa hayat boyu spordan nefret edebilir.

Üç çocuğu da aktif sporcu olan bir ebeveyn olarak, sporun çocuklara verdiği zevkin yakın tanığıyım. Ancak aşırı heyecanlı ve ihtiraslı anne babalarla antrenörlerin çocuklara verdikleri zararı da yakınen gözledim. Çoğu antrenörün çocuğu fair play, beceri ve eğlenceyi öğretmekten çok kazanmaya ittiğinin farkındayım. Spor bir stres değil eğlence kaynağı olmalıdır. Spor faaliyeti çocuğa hayattaki herhangi bir sorunla başa çıkmayı öğretmenin eğlenceli bir yoludur. Çocuklar kaybettikleri zaman cezalandırılmak yerine ellerinden geleni yaptıkları ve yeni beceriler öğrendikleri için ödüllendirilmelidir.

Her çocuk farklı hızda olgunlaştığından takım sporu yaşı çocuktan çocuğa değişir. Bazen anne-babalar çocuğu bir spora iter ve onda çok başarılı olmasını bekler. Bu durumda çocuk her gün çok uzun süreyle antreman yapar. Ergenlik öncesi çocuklarda bu doğru değildir. Erken yaşta çok sayıda sporu öğrenen bir çocuk ileriki yaşlarda spesifik bir sporda dahja kolayca mükemmele ulaşmaktadır. Genelde 12 yaş öncesinde çocuklar antreman stresi ve sosyal yaşamlarına olan etkisi ile başa çıkacak kadar güçlü değildirler. Bu nedenle çocukların 12 yaşından önce tek bir sporda özelleşmeleri iyi değildir.

Özellikle gün boyu uzun saatler antreman yapmayı gerektiren yüzme, buz pateni, jimnastik gibi sporlarda sizin değil, çocuğun gönlünün bu işin içinde olduğundan emin olun. Çocuğa çok fazla performans baskısı yüklemeyin. Saha sporlarında koşu ayakkabıları kullanmasına izin vermeyin, ayak bileği burkulabilir. Ayakkabıları sık sık değiştirin. Hangi spor olursa olsun koruyucu aksam kullanın. Her zaman olumlu ve cesaret verici olun. Kişisel beceri ve kazanma yerine katılım ve elinden geleni yapmanın önemli olduğunu vurgulayın. Kendiniz de iyi örnek oluşturun. Asıl amacınızın çocuğunuzun sağlıklı, mutlu ve üretken bir erişkin olması olduğunu unutmayın.

Anne-Babaların sık sorduğu sorular:
Çocuğuma sporu nasıl sevdirebilirim?
Televizyon seyretmesini ve bilgisayar oyunlarını kısıtlayın. Kendiniz de spor yaparak ona bir örnek olun. Birlikte yapabileceğiniz koşu, yüzme, bisiklet, tenis basketbol gibi bir spora başlayın.

Aşırı yorulmalarını nasıl önlerim?
Çocuğa serbest oyun zamanı tanıyın. Çok sayıda spora katılmak çocuğun motor becerilerini arttırır, sportmenlik, kendine güven duygularını geliştirir, sosyal yönden çocuğu zenginleştirir. Tek bir spora yönelmesini önleyin. Çocuk antremana gitmek istemiyorsa, veya antreman öncesi mutsuzsa durumu araştırın.

Çocuğum ilk defa bir takım sporuna başladı. Maçlarda nasıl davranmalıyım?
Sadece çocuğunuz için değil, tüm takım için tezahürat yapın. Çocuğunuzu müsabaka sırasında karışmayın, antrenörlük yapmaya kalkışmayın. Duygularınızı dizginleyin, çocuğunuzu destekleyin ama hep seyirci alanında kalın. Antrenörlere, hakemlere teşekkür etmeyi unutmayın.

Çocuğumun kilo kaybetmesi lazımmış, ne yapmalıyım?
Çocuğunuzu doktora götürüp durumu açıklayarak uygun bir diyet önerisi alın. Hiç bir zaman kilo kaybetttiren ilaçlar, laksatifler, idrar söktürücüler, aşırı kalori kısıtlaması, lastik giysiler, saunalar gibi sağlığı tehdit eden yollara başvurmayın.

Amerikan Hastanesi
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü
Prof. Dr. Nadire Berker