Anne adayları yaz aylarında daha dikkatli olmalı

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Yaz mevsimin gelmesiyle mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları hamile bayanları çok fazla etkiliyor.

Yaz mevsimi hamileliğin en zor geçtiği dönemdir. Sıcak ve nemli havalar özellikle son aylarında anne adaylarına sıkıntılı günler yaşatabilir.

Gebelerde yaz döneminde görülen sıkıntılar; sıcak basmaları, el ve ayak tabanlarında yanmalar, alerjik problemler, bulantı ve kusmalarda artış, halsizlik, uykusuzluk ve nefes darlığı olarak karşımıza çıkıyor. Bu dönemde anne beslenmesine, giyimine, temizliğine daha çok dikkat etmeli, diyor Sema Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gülnihal Bülbül.

Gebelerin direkt güneş altında kalmaları ise önerilmiyor. Gebelikte salgılanan bazı hormonlar güneş ışınlarına karşı cildin duyarlılığını arttırarak özellikle yüz, karın bölgelerinde kahverengi lekelenmelere neden olabilir. Güneş ışınlarının dik olduğu 11.00–15.00 saatleri arasında güneşe çıkılmaması önemle vurgulanıyor. Günün diğer saatlerinde15 koruma faktörlü kremlerle güneşe çıkılması öneriliyor.

Sıcak havalar nedeniyle terle kaybedilen sıvı miktarı arttığı için günde en az 2,5 litre sıvı alınması gerekiyor. Su, taze meyve suları ve ayran sıvı alımını karşılamak için tercih edilmeli.

Gebelikte vücut direnci düştüğü için bazı enfeksiyonlara yatkın olabiliyor. Özellikle genital bölgenin nemli kalması mantar enfeksiyonu için zemin hazırlamakta. Bu yüzden anne adaylarının pamuklu çamaşırları tercih etmelerinde fayda var. Yazın ter emici, rahat, hafif, kolay değiştirilebilir ve yıkanabilir giysilerin tercih edilmesi gerekir.

Gebelikte yaz döneminde yapılacak en iyi sporlar yürüyüş ve yüzmedir. Özellikle yüzme karın kaslarını çalıştırdığı için doğumu kolaylaştırıcı özelliği bulunuyor. Anne adayının mayosunun çok sıkı olmaması ve yüzme sonrasında ıslak mayo ile kalınmaması önemle tavsiye ediliyor. Enfeksiyon ihtimaline karşı havuz yerine denize girme tercih edilmesi öneriliyor.

Yaz döneminde en çok sorulan sorulardan biri de seyahattir. İlk 3 ay ve son 3 ay genellikle seyahat yapılması önerilmez. Hamilelikte uçak yolculuğu güvenlidir. Uzun süreli yolculuklarda bacak ve ayak bileklerinde şişmeler olabilir, bu nedenle 1,5–2 saatte bir mola vererek kısa yürüyüşler yapılmalı ve kan dolaşımı uyarılmalıdır.

Karnınızdaki bebeğinizin sağlığını merak ediyorsanız hareketlerini sayın

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Anne adaylarını en fazla endişelendiren konu, doğal olarak bebeklerinin iyi ve sağlıklı olup olmadığıdır. Karın duvarında rahimin içini gösteren bir pencere olabilseydi bu endişelerin çoğu yersiz olurdu. Ancak ne yazık ki böyle bir olanak yok.

Bebeğinizin içeride keyfinin yerinde olup olmadığı konusunda fikir verebilecek son derece basit bir yöntem var. Onun hareketlerini takip etmek ve saymak. Bu yöntem hem çok kolay hem herkes tarafından her yerde yapılabilir hem de bedavadır.

Gebeliğin son 3 aylık dönemine girdiğinizde, gün içinde bebeğinizin hareketlerini takip etmek ve saymak, onun karnınızda iyi olduğunu göstermesi açısından önemli ipucu verebilir. Bunun için ideal olan genelde en çok aktif olduğunu bildiğiniz günün hemen hemen aynı saatlerinde sayma işlemini yapmaktır. Bu işlemi yemek sonrasında yapmak daha avantajlıdır. 28-30. haftadan önce bebek hareketlerini saymaya çalışmanın pek bir anlamı yoktur.

Bebek hareketi saymada değişik yöntemler vardır. En sık kullanılan yöntem oturur ya da sol yana yatmış pozisyonda iken hareketleri saymaktır. Vücut hareketi, seyirme, tekme gibi tüm hissedilebilen hareketler geçerlidir. Eğer bebeğiniz bu şekilde saatte 4-5 hareket yapıyorsa ya da 2 saat içinde fark edebildiğiniz hareket sayısı 10 civarındaysa sorun yoktur. Eğer bebeğinizin hareketleri azalmış gibi görünüyorsa kalkıp 5-10 dakika yürüyün, meyve suyu, tatlı, çikolata gibi bir şeyler atıştırın, 2-3 bardak su için ve yeniden deneyin. Eğer hareketler hala düzelmemiş ise doktorunuza bilgi verin.

Özellikle gebeliğin son dönemlerinde hareket sayılarında belirgin bir azalma fark ederseniz ve 2 saat içinde hissettiğiniz hareket sayısı 10′dan az ise doktorunuza bilgi vermeniz ve gerekirse bebeğin kalp atışlarının NST adı verilen yöntem ile monitörize edilmesi gerekebilir.

Eğer bebeğinizin öğrendiğiniz ve alışkın olduğunuz hareket düzeninde belirgin bir değişim yoksa çok büyük bir olasılıkla bebeğinizin keyfi yerindedir.

Amerikan Hastanesi
Kadın Hastalıkları ve Sağlığı Bölümü
Dr. Alper Mumcu

Genç ebeveynlere tavsiyeler

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Amerikan Hastanesi’nden Uzman Psikolog Aslı Akkan genç ebeveynlerin dikkat etmesi gereken konularda bilgiler veriyor.

Her ne kadar günümüzde ebeveyn olma yaşı her geçen gün daha ileri yaşlara kaymakta ise de halen genç yaşta anne – baba olmayı seçen ve/veya olmak zorunda kalan bireyler vardır. Genç yaşta ebeveyn olmayı seçen bireylerin ise dikkate almaları gereken bazı durumlar söz konusudur.

Erken yaşta ebeveyn olmaya karar veren bireyler, öncelikli olarak bu kararlarının hayatlarının geri kalanının hepsinde etkili olacağını fark etmelidirler. Anne – baba olmak yarı zamanlı yürütülebilecek bir durum olmadığı gibi kişinin hayatındaki o güne kadar sahip olduğu kimliklerine (gerek evlat kimliği, gerek eş kimliği, gerek çalışan kimliği vs.) yeni bir kimliği ve aidiyeti ekleyecektir ki bu önemli bir sorumluluktur. Böyle bir sorumluluğun altına girebilmek için bazı şartların sağlanmış olması o bireylerin daha sağlıklı ebeveynler olmasına yardımcı olacaktır.

Bu şartlar:
• Kişinin mümkün olduğunca fazla olarak kendini tanıyor olması: Hayata dair ne/ne kadar istediğini ve kendini daha fazla bilen bireyler sınırlarını da iyi bilen bireyler olacaktırlar ki bu sınır ve farkındalık halleri o kişilerin daha sorumluluk sahibi oluşlarına yol açacaktır. Sorumluluk sahibi olabilmek ise ebeveyn olmanın en önemli özelliklerinden biridir.
• Ergenlik döneminin sonlanmış oluşu (20 yaş sonrası): Bireyin tüm hormonal ve buna bağlı olarak psikolojik çalkantılarını yaşadığı ergenlik döneminden çıkıp hayata dair sorumluluklarını alabileceği bir yaşta olmuş olması daha sağlıklı ebeveynlik yapmasına yardımcı olacaktır.
• Ebeveyn kimliğini almadan önce eş kimliğinin oturtulmuş olması: Eş olabilmek başlı başına zordur. Gençliğe bağlı tolerans/sabır/anlayış eşikleri düşük bireyler içinse daha da zordur. O yüzdendir ki kişilerin evlilikleri ve birbirlerinden beklentilerini mümkün olduğunca tanımlamaları üstüne bu yeni kimliğin sorumluluğu altına girmeleri daha faydalı olacaktır.
• Sosyal desteğin olacak olması: Bireyler gerek kendi anne – babalarından gerek çevrelerindeki diğer büyüklerinden ne kadar çok yardım alabilecek olurlarsa üstlerindeki yükü gerektiğinde ne kadar hafifletebilirlerse, aldıkları sorumluluklarını o kadar eksiksiz ve sağlıklı yerine getirecektirler.

Ebeveyn olmak başlı başına zor bir durumdur. Genç ebeveyn içinse hayat ve hayatın sorumluluklarının getirdiklerine karşı daha deneyimsiz oluşun, kendi ihtiyaçlarını daha henüz tam karşılayamazken bir başka canlının ihtiyaçlarını karşılamak durumunda olmanın getirdiği yükün, ve çevrenin “Biz daha fazla biliyoruz. Bırakın biz yardımcı olalım” derken kimi zaman fazla baskı oluşturmalarının zorlukları söz konusudur. Yukarıda bahsedilen durumların mümkün olduğunca sağlanması bu ekstradan gelen zorlukları biraz daha kontrol altına alabilecektir.

Zorluklarının yanı sıra genç ebeveyn olmanın olumlu yanları da vardır. Genç olmak enerjik olmayı, enerjik olmak da sürekli ilgi/şefkat/bakıma muhtaç bebeğin (sonrasında çocuğa) bakımında daha fazla şeyi temin edebilmeyi çoğu zaman beraberinde getirecektir.

Ayrıca ebeveyn ile evladı arasındaki yaş farkı azaldıkça “jenerasyon farkı” azalacaktır. Dolayısıyla ebeveyn evlat ilişki ve iletişimi daha etkin olabilecektir.

Unutulmamalıdır ki ebeveyn olmak bir kimya problemi değildir ve “ideal şartı” yoktur. İdeal hedeflenecektir. Ancak bir çok bilinmeyen/beklenmeyen faktör idealden bireyleri uzaklaştırabilecektir. Anne – baba ya düşen görev mümkün olduğunca bu “ideal” hedefine yakın durabilme adına öğrenme ve gelişime açık olabilmektir. Evet her durumda olduğu gibi ebeveyn olmaya da daha yatkın bireyler olacaktır ancak bu ebeveyn olmanın büyük bir kısmının öğrenilerek gelişeceği kısmını da değiştirmeyecektir.

Hamilelikte Egzersiz Faydalı

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Hamilelik sırasında egzersiz yapan anne adaylarının çocuklarının daha zeki olduğu kaydedildi.
Amerikalı psikologların yaptığı araştırmaya göre artık daha zeki çocuklar dünyaya getirmek mümkün. Elde edilen veriler, hamilelik sırasında egzersiz yapan anne adaylarının çocuklarının daha zeki olduğunu gösteriyor. Eskiden, kadınların gebeliğin ilk üç ayından sonra hareket etmesinin pek de doğru bulunmadığını söyleyen uzmanlar, artık bu klişenin yıkıldığını belirtiyor. Buna göre, hamilelik döneminde günde ortalama 30 dakika egzersiz yapan ve bebeğini en azından 9 ay boyunca emziren annelerin çocuklarının IQ’su toplamda 14 puan yükseliyor.

Hafif ağırlıklarla çalışma, germe hareketleri, hatta belli tempodaki koşular bebeğin zekasını olumlu etkilemenin yanı sıra, hem gebelik sonrası annenin vücudunun eski haline dönmesini sağlıyor, hem de doğumu çok daha kolaylaştırıyor. Büyük kas gruplarını çalıştırmanın nöron sayısını artırdığını ve beyne daha fazla kan gitmesini sağladığını söyleyen psikolog Richard E. Nisbett, babaların çocuğun zekâsının gelişiminde daha pasif rolde olduğu görüşünde.

Sizin ve bebeğinizin ihtiyacı kadar yemek yiyin

ANNE & BEBEK & ÇOCUK

Hamilelik döneminde doğru ve dengeli kilo alımı hem bebeğin hem de annenin sağlığı için çok önemlidir.

Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Zuhal Güler Çelik, hamilelik döneminde dengeli beslenmenin hem annenin hem de bebeğin sağlığı için çok önemli olduğunu, tüm temel besin maddelerinden her birinin yeterince ve düzenli olarak alınması gerektiğini belirtiyor.

Gebelikte sağlıklı ve ideal kilo alımı önerileri, annenin gebelik öncesi kilosuna, yaşına ve çoğul gebelik durumuna göre farklı şekillerde olmaktadır. Örneğin gebelik başlangıç ağırlığı ideal kilosunun üzerinde olanların daha az kilo alması istenirken, ağırlığı idealin altında olanların ise bebeğin yeterli gelişebilmesi için daha fazla kilo almaları istenir. Gebelikte ağırlık kazanımının izlenmesi çok büyük önem taşımaktadır.

İdeal kilosunda olan bir anne için öneride bulunmak gerekirse; ilk üç ay süresinde her ayda 0.5-1 kg, sonraki aylarda ise 1.5-2.0 kg ağırlık kazanması sağlıklı olacaktır. Gebelik süresince annenin toplam ağırlık kazanımı 10-14kg, ortalama 12.5kg+- %15 olmalıdır. 7 kg’dan az olan ağırlık kazanımı, hem annenin hem de bebeğin hayatını tehlikeye sokabilir. Şu da çok önemlidir ki hamilelik süresince özellikle ilk dört aydan sonra annenin kesinlikle kilo vermesi istenmemektedir.

Küçük bir örnekle gebelikteki kilo dağılımını ortalama değerlerle verelim. Hamilelik öncesinde normal kiloda olduğunuzu kabul edelim ve yine hamileliğiniz süresince toplam 12 kilo aldığınızı ve 3500 gram ağırlığında bir bebek dünyaya getirdiğinizi düşünelim. Bu durumda aldığınız kiloların dağılımı şu şekildedir.

BEBEK - 350GR
PLASENTA - 700GR
AMNİYON SIIVISI - 800GR
UTERUS(RAHİM) - 900GR
MEME DOKUSU - 400GR
KAN HACMİNDEKİ ARTIŞ - 1250GR
DOKULARDAKİ SU ARTIŞT - 1250GR
ANNEDEKİ YAĞ HACMİ ARTIŞI - 3200GR

Anne ve bebek sağlığını etkileyen durumları değerlendirirsek, annenin gebelik yaşının çok önemli olduğunu görürüz. 20-35 yaşları arasında gebe kalan kadınların sağlıklı gebelik geçirme ve sağlıklı bebek doğurma oranı daha yüksektir, ancak adölesan dönemde ve 40 yaş üzerinde gebelik, hem anne hem de bebek açısından risk teşkil etmektedir. Çok sık aralıklarla doğum yapmak yine annenin ve bebeğin sağlığını tehlikeye sokmaktadır. İki doğum arasındaki süre annenin kendini toparlayabilmesi için en az 2 yıl olmalıdır. Çok sayıda çocuk sahibi olmak yine anne ve bebek sağlığını tehlikeye sokar.

Genelde bebeğin doğum kilosu ile annenin hamilelik süresince aldığı kilolar arasında yakın ilişki mevcuttur. Ancak bu ilişkide açığa kavuşmamış bazı noktalar vardır. Örneğin küçük bebek doğuran annelerde, bebeğin küçük olmasından dolayı mı annenin az kilo aldığı, yoksa anne az kilo aldığı için mi bebeğin küçük olduğu konusundaki bilimsel veriler yeterli değildir. Tabi aynı belirsizlik tersi durumlar için de geçerlidir. Fakat unutulmamalıdır ki gebelik süresince yeterli ve dengeli beslenme bebeğin de yeterli ve dengeli beslenmesi anlamına gelir. Dolayısıyla anne beslenmesine özen göstermelidir.

Gebelik süresince kilo takibi; farklı bir sağlık problemi oluşmadığı ve annenin tamamen sağlıklı olduğu koşullarda ortalama bir aylık periyotlarla yapılabilir. Kilo ölçülürken en önemli nokta annenin kendisine özel (yaş, kilo, çoğul gebelik, sağlık durumu vb.) bir değerlendirmenin yapılmasıdır.

Gebelik öncesi zayıf olan kişilerde düşük doğum ağırlıklı bebek doğum oranının yüksek olduğuna değinmiştik. Gebe kadının yetersiz beslenmesi sonucunda demir eksikliği görülebilir. Bu durum, hem anneyi hem de bebeği tehtid ettiği için muhakkak demir takviyesi yapmayı gerektirir. Yine gebe kadın yetersiz beslendiğinde kemik dokusunun yapısı ve sağlığı için gerekli olan kalsiyum ve fosforu alamamış olur. Bunlara ek olarak D vitamini kaynağı olan güneşten de faydalanamazsa, kemik dokusunda bozulmalar görülerek OSTEOMALASIA, dediğimiz hastalık ortaya çıkabilir.

Yine gebelikte çok sık görülebilen bir durum olarak, yetersiz ve dengesiz beslenen kadınlarda protein kaybına bağlı olarak vücutta, özellikle de bacaklarda ödem oluşmaya başlar. Gebenin protein, vitamin ve mineraller bakımından zengin ve tuzsuz bir beslenme şekline geçmesi gerekir. Bu duruma da “Gebelik Toksemisi” denir. Aşırı kilolu annelerde ise doğumun zor olması, gebelik dönemi diyabeti riskinin yüksek olması, hipertansiyon, vb. gibi sorunlar olabilir.

Gebelik döneminde kilo alımının takibi; diyabetliler, aşırı kilolular, aşırı zayıflar, beslenme bozukluğu olanlar (anoreksia, blumia), yüksek tansiyon hastaları, yaşı 40 üzeri veya 19 altı olanlar ve kronik sağlık problemi olanlarda özellikle çok daha sıkı yapılmalıdır.

Amerikan Hastanesi
Beslenme ve Diyet Bölümü
Diyetisyen Zuhal Güler Çelik

Bebeğinizi yürüteç ile yürütmeyin

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Bebeklerde kafa travmalarının en sık karşılan nedeninin yürüteç kazaları olduğu belirlendi.

Ataşehir Memorial Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Esra Dolar, yürüteçlerin bebekleri fiziksel, zihinsel ve psikolojik açıdan olumsuz etkileyebileceğini belirterek ailelere tavsiyelerde bulundu.

Bebeklerde kafa travmalarının en sık nedeni yürüteç kazaları
Bebeğinizin kendi başına ayakta durmayı öğrenip yürümesi hem sizin için hem de onun için son derece heyecan verici bir gelişmedir. Bir yaşından iki yaşına uzanan zaman diliminde doğduğunda refleksif hareketlere sahip olan bebek yürüme becerisini kazanarak çevresi etrafında hareket eden bir bebeğe dönüşür. Bebeklikteki bu gelişme, hareketlerle ilgili gelişimdir ve “motor gelişim” olarak adlandırılır.

Motor gelişim, olgunlaşma ve öğrenme yoluyla gerçekleşir. Bebeğin bedenini kontrol edebilmesi hem bedenin yeterli olgunluğa ulaşmasına hem de öğrenmeye bağlıdır. Yürüme, konuşma, bağırsaklarını ve idrar torbasını kontrol etme, elle tutma ve el kontrolü gibi beceriler temelde olgunlaşmaya dayalı motor becerilerdir. Bu olgunlaşma süreçlerini hızlandırma ya da geciktirmede çevresel koşulların etkili olduğunu bilinmektedir.

Hareket etmesine pek izin verilmeyen çocuk geç yürüyebilir
Serbestçe hareket etmesine, çeşitli oyuncaklarla oyun oynamasına fırsat verilen bebeklerin motor becerileri daha hızlı gelişmektedir. Hareket etmesine pek izin verilmeyen, az ilgi gösterilen ve büyük ölçüde zamanını karyolasında geçiren bebekler normalden daha geç yürüyebilmektedir.

Bebeklerin yürüme sürecinde en sık tartışılan konulardan biri de yürüteç kullanımıdır. Aileler özellikle 4-7. aylar arasında, biraz da çevrenin baskısıyla çocuklarına yürüteç alırlar ve kullandırırlar. Yürüteç bebeğin doğal yürüme dönemleri sırasında (refleksler dönemi, tam basamadığı çökme dönemi, tekrar ayakları üzerine bastığı istemli ayağa kalkma dönemi ve sıralama - yürüme dönemleri) duraklamaya ve kesintiye neden olur. Yürütecin bebek için olumsuz etkileri şu şekilde sıralanabilir:

• Vücudu daha yerçekimine karşı dik durmaya hazırlıklı olmadığından yığılarak duracağı için kifoz ya da skolyoz gibi omurga eğriliklerine neden olabilir.

• Ayak yapısı daha hazır olmadan bastırıldığı için ayak deformiteleri oluşabilir.

• Kalça yapıları tam gelişmeden, tüm vücut ağırlığının simetrik ya da asimetrik olarak kalçalara yüklenmesi sonucu kalça problemleri oluşabilir.

• Bebek yürüteçte aslında yürümez, ayakları ile iteleme yapar. Bacak boyu kısa geldiği ve tam basmayı bilemediği için parmak ucuna basar ve bu alışkanlığa neden olabilir . Böylece yürüdüğü zaman parmak uçlarında yürüyebilir.

• Bebeğini kaşla göz arasında masa örtülerini tutup çekerek masa üzerindeki ağır cisimleri üzerine düşürür veya akla gelmedik binbir türlü tehlikeye maruz kalabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan araştırmalarda 1-12 ay arasında geçirilen kafa travmalarının nedenleri arasında, %90 oranında yürüteç kazaları tesbit edilmiştir.

• Bebek kısıtlı bir mekanda kaldığı için de psikolojik gelişimini olumsuz yönde etkiliyebilmektedir.

İşte bu nedenlerden dolayı bebeğinizin fiziksel, zihinsel ve psikolojik açıdan sağlıklı bir yapıya sahip olmasını istiyorsanız “yürüteç kullanmamanızı” tavsiye ederiz. Bunun yerine bebeğinizin yere konulan bir örtünün üzerinde özgürce oynamasına ve gelişmesine yardımcı olun. Çocuğun yürümeyi öğrenmesi için oyuncak pusetini itmeye çalışması veya bir iskemleyi itmesi daha faydalıdır

Riskli Gebelikler

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Hamileliğin kendisi, kadın sağlığı açısından yüksek riskli bir durum olmayıp kadın yaşamının normal bir sürecidir. Pek çok gebelik sorunsuz bir şekilde geçip sağlıklı ve mutlu bir sonla noktalanır. Ancak bazı gebeliklerde anne adayının ya da karnındaki bebeğin sağlık durumu hatta hayatı tehlikeye girebilir. Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’nden Dr. Alper Mumcu, riskli gebeliklerin altında yatan nedenlerin gebeliğe özgü bir durum olabileceğini… Gebelik öncesinde de var olan, anne adayına ait bir hastalığın gebelik sırasında seyir değiştirmesinden de kaynaklanabileceğini ve bu gebeliklerin yüksek riskli grup olarak kabul edildiğini belirtiyor.

Gebelikte yüksek risk yaratabilecek sorunlar tüm gebeliklerin yaklaşık %6-8’inde karşımıza çıkmaktadır. Buna karşılık var olan sorunun daha da kötüleşmesi ve ciddi tehlike yaratabilmesi olasılığı %50’nin üzerinde olduğundan yüksek riskli gebekliklerin takibinde özel ilgi gerekir.

Yüksek riskli durumlar nelerdir?
Gebelikte yüksek risk yaratabilecek olan sorunlar anne adayında gebelikten çok önce var olabileceği gibi ilk bulgularını gebelik sırasında verebilirler. Bazı durumlar ise gebeliğe özgü olup sadece devam eden bir hamilelik sırasında ortyaya çıkarak anne ve bebekte risk yaratabilirler. Bir diğer yüksek riskli durum da anne adayında herhangi bir sorun olmaksızın bebekte karşılaşılan durumlardır.

Anne adayının gebeliği olumsuz yönde etkileyebilecek hastalıkları
- Bağışıklık sistemi hastalıkları
- Kan hastalıkları
- Diabet (Şeker hastalığı)
- Genetik hastalıklar
- Kalp hastalıkları
- Yüksek tansiyon
- Enfeksiyonlar
- Böbrek hastalıkları
- Karaciğer hastalıkları
- Akciğer hastalıkları
- Nörolojik problemler
- Tiroid bezi hastalıkları

Gebelik sırasında ortaya çıkabilecek olan problemler- Preeklampsi ve eklampsi (gebeliğe bağlı yüksek tansiyon ve diğer sistemik bulgular ile seyreden bir hastalık halka rasında gebelik zehirlenmesi olarakda bilinir)
- Gestasyonel Diabet (gebeliğe bağlı şeker hastalığı)
- Enfeksiyonlar
- Kan pıhtılaşma bozuklukları

Gebeliğe bağlı olabilen sorunlar
- Plasenta (bebeğin eşi) ile ilgili sorunlar
- Erken doğum eylemi
- Zarların erken açılması ve bebeğin suyunun gelmesi
- Gün aşımı (tahmini doğum tarihi geçmesine rağmen doğumun olmaması)

Bebeğe bağlı durumlar - Doğumsal anomaliler
- Gelişme bozuklukları
- Çoğul gebelik

Yüksek riskli gebeliklerde yaklaşım
İdeal olan anne adayına ait sağlık sorunlarının hamilelikten önce saptanması ve eğer mümkünse tedavi edilmesidir. Bu şekilde kadın hamileliğe sağlıklı bir durumda başlayabilir. Bunu başarmanın en kolay yolu ise hamile kalmaya karar verildiğinde bir uzmana başvurarak danışmanlık almaktır. Bu danışmanlık kronik hastalıkları nedeni ile ilaç kullanmak zorunda olan kadınlar için çok daha önemlidir. Çünkü bazı ilaçlar gebelik ve gelişmekte olan bebek üzerinde olumsuz etki yaratabilirler. Böyle bir durumda doktor hastalığın tedavisinde gebelikte de kullanılabilen daha güvenli ilaçlara geçebilir.

Şeker hastalığı olan kadınlar için hamilelik öncesi muayene büyük önem taşır. Gebeliğin erken dönemlerine kan şekeri düzeyleri optimal olmadığında bu durum gelişmekte olan bebeğin organ sistemlerinde hasara neden olabilir.

Yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları da gebelikte büyük risk yaratabilecek olan sorunlar olduğundan mutlaka hamilelik önceside ilgili branşlarca değerlendirilmeli ve hamilelik sırasında takipler ihmal edilmemelidir.

Gebelik sırasında ortaya çıkabilecek olan problemler
Gebelik sırasında ortaya çıkan sorunlar arasında en sık karşılaşılanlar preeklampsi ve eklampsi, gebeliğe bağlı diabet ve çeşitli enfeksiyonlardır.

Oldukça riskli bir durum olan Preeklampsi’de anne adayında yüksek tansiyon, yaygın ödem ve idrarda protein bulunur. Bu tablo sadece gebelikte ortaya çıkar ve gebeliğin sonlanması ile birlikte ani ve hızlı bir düzelme gözlenir. Daha şiddetli durumlarda karaciğer fonskiyonları ve kanın pıhtılaşma mekanizması bozularak anne adayının hayatını tehlikeye atabilir. Eklampsi de ise tüm bunlara ek olarak anne adayında sara nöbetine benzer nöbetler görülür. Tüm gebelerin yaklaşık %5’inde ve genelde son 3 ayda ortaya çıkan preeklampsinin tek kesin tedavisi gebeliğin sonlandırılması yani bebeğin doğurtulmasıdır. Bu duruma neden olan faktörler tam anlamıyla bilinmemektedir. Gebelik sırasında preeklampsi ortaya çıkan anne adaylarının çok yakın takip edilmeleri gerekir. Bu takipler sırasında kan basıncı ölçümleri, şişlik olup olmadığı ve idrarda protein varlığı araştırılır. Hafif formlarda doğuma kadar sadece yatak istirahati yeterli olabilirken daha şiddetli formlarda bebeğin ve annenin hayatını kurtarmak için bebeğin zamanından önce doğurtulması kaçınılmaz olabilir.

Gebelik sırasında ortaya çıkabilecek bir başka sağlık sorunu da diabet yani şeker hastalığıdır. Anne de şeker hastalığı varlığı bebeğin normalden daha fazla büyümesine neden olabilir. Bu tür bebekler makrozomik olarak tanımlanırlar ve yendioğanlarda karşılaşılabilecek problemler açısından yüksek risk altındadırlar.

Gebeliğe bağlı şeker hastalığını engellemek mümkün değildir ancak erken dönemde tanısını koyup uygun şekilde kontrolü sağlanarak anne ve bebekte yarattığı risk en aza indirilebilir.

Enfeksiyonlar da gebelikte yüksek risk yaratabilirler. Soğuk algınlığı gibi yaygın görülen enfeksiyonlar anne ve bebek açısından genelde yüksek risk yaratmazlar. Ancak bazı enfeksiyonlar nadir görülmelerine rağmen gelişmekte olan bebeği olumsuz yönte etkileyebilirler.

Bu tür riskli enfeksiyonlar arasında parvo virus infeksiyonları, toksoplazma, rubella (kızamıkçık) sayılabilir. Bu tür hastalıklara karşı önlem alınması hastalığın tedavi edilmesinden çok daha kolaydır.
Gebelik öncesinde rubella geçirilip geçirilmediğinin kontrol edilmesi ve aşı yapılarak koruma sağlanması enfeskiyonun yaratacağı büyük risklerin ortadan kalkmasını sağlar. Toksoplazma ise çiğ ve az pişmiş et yememek, çiğ yenilen salataları çok iyi yıkayarak yemek ve evde kedi varsa bunun kumunu değiştirmemek gibi basit önlemler ile engellenebilir. Toksoplazma enfeksiyonu erken düşüklere, ölü doğuma ya da bebekte kalıcı anomalilere neden olabilir. İdrar yolu ya da vajina ile ilgili enfeksiyonlar ise erken doğuma neden olabilen faktörlerdir.

Enfeksiyonlar arasında grup B streptokoklar (GBS) özel önem taşır. Pekçok akdının barsaklarınd ave vajinasında bu bakteri bulunmkatadır. Anne için sorun yaratmayan bu bakteri doğum sırasında bebeğe bulaşarak ciddi sorunlara neden olabilir. Anne adaylarında doğuma yaklaşırken GBS taraması yapılmalı ve pozitif bulunursa mutlaka tedavi edilmeldir.

Gebeliğe bağlı olabilen sorunlar
Gebeliğe bağlı sorunların çok büyük bir kısmı plasenta ile ilgilidir. Plasenta gebelik süresince anne ile bebek arasında besin ve oksijen alışverişini sağlayan geçici bir organdır. Halk arasında son ya da eş olarak da adlandırılır.

Plasentanın rahimin altı kısmında rahim ağzını tamamen ya da kısmen kapatacak şekilde yerleşmesi plasenta previa olarak adlandırılır ve gebeliklerin yaklaşık %3’ünde görülür. Bu durumda normal doğum mümkün değildir ve sezaryen gerekir. Plasenta previa özellikle gebeliğin son dönemlerinde şiddetli kanamalara neden olabilir ve hem anne hem de bebeğin yaşamını tehlikeye atabilir. Plasenta previa varlğı ultrasonografi ile kolaylıkla anlaşılabilir. Böyle bir durumda hamile kadın kanamalar aşısından çok yakın takip edilmelidir.

Plasenatnın zamanından önce kısmen ya da tamemen yapışık olduğu rahim yüzeyinden ayrılması son derece ciddi ve tehlikeli bir durumdur. Plasenta yerinden ayrıldığında bebeğe giden yaşam desteği kesilmiş olur. Böyle bir durum hem anne hem de bebeğin hayatını ciddi anlamda tehlikeye atmaktadır ve fark edildiğinde zaman kaybetmeden doğum gerekirse sezaryen ile gerçekleştirilmelidir. Plasenatnın erken ayrılması açısından yüksek tansiyon önemli bir risk faktörüdür.

Yenidoğanların en önemli sağlık sorunları erken doğuma bağlı düşük doğum ağrılığı ve prematüritedir. Erken doğumu başlatan mekanizmaların neler olduğu bilinmemekle birlikte bazı enfeksiyonlar ve çoğul gebelikler bu durum açısından risk faktörü oluşturmaktadırlar. Düzenli aralıklarla gelen kasılma ve ağrılar, az miktarda da olsa su gelmesi erken doğumun belirtisi olabileceğinden dikkatli olunması gerekir. Erken doğum riski varlığında yapılacak bazı tedaviler ile bebeğin akciğer gelişiminin hızlanmasını sağlamak mümkün olabilmektedir.

Bebekte görülebilecek olan problemler
Gebelilklerin yaklaşık %5’inde doğumsal anomaliler rastlanır. Bu anomaliler basit problemlerden yaşamla bağdaşmayacak kadar ciddi sorunlara kadar geniş bir yelpazede bulunabilirken bazıları genetik geçiş gösteriyor olabilir. Bu nedenle anne ya da baba adaylarında ve ailelerinde bilinen bir genetik hastalık öyküsü varsa en ideali doğumdan önce genetik danışmanlık almaktır.

Gebelik sırasında ise anne adayından alınan kanda yapılan bazı testler ve ultrason incelemeleri ile Down sendromu başta olmak üzere pek çok anomali saptanabilir.

Ancak ultrasonun tüm anomalileri saptamada yetersiz kalabildiği de akılda tutulmalıdır.

Çok büyük ya da küçük (gelişme geriliği gösteren) bebek varlığında özel dikkat gerekir. Bu durumlar şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon gibi durumların belirtisi olabilirler. Benzer şekilde bebeğin içinde yüzdüğü sıvının normalden az ya da çok olması da bir tehlike belirtisi olabilir.

Yüksek riskli gebeliklerde takip
Altta yatan bir hastalık varsa öncelikle bu hastalığa yönelik tedaviler uygulanır. Yüksek riskli gebeliklerde hamile kadının durumuna göre bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınması (aniyosentez), kordon kanından örnek alınması( kordosentez) ya da plasental dokudan örnek alınması gibi ileri incelemeler uygulanabilir. Yine riske neden olan durumun türüne göre sık aralıklarla kan ve idrar tetkikleri ile muayene ve ultrason incelemeleri gerekli olabilir. Bu tür hamilelerde yakın takip çok önemlidir ve gebeliğin devamı anne ya da bebeğin yaşamını riske atıyor ise hamileliğin doğum ile sonlandırılması tek ve en etkili tedavi seçeneği olabilir.

Kaynak: Amerikan Hastanesi

Anne sütü bebeğin ilk aşısı

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Anne sütü ile beslenen bebeklerin diğer bebeklere oranla daha zeki oluyor.

Anne sütünün bebeklerde ilk 6 ayda tüm besin gereksinimini tek başına sağlayabildiğini belirten Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Tamer Parıldar, doğumdan sonra gelen ilk sarı sütün çok değerli olduğunu ve bebekleri hastalıklara karşı koruyan ilk aşı değerini taşıdığını söyledi.

Anne sütü ile beslenen bebeklerin diğer bebeklere oranla daha zeki olduklarını ifade eden Dr. Parıldar, şunları kaydetti: “Anne sütü, bebeklere gereksinimi olan tüm besin öğelerini tek başına ilk 6 ay sağlayabilen en iyi besindir. Anne sütü ve doğumdan sonra gelen ilk sarı süt, bebek için çok önemlidir, çünkü bebeği hastalıklara karşı korur, bebeğin ilk aşısıdır. Anne sütü bebekler için yaşamsal öneme sahiptir. Ayrıca annesiyle sevgi bağı kurabilmesi için en iyi iletişim yolu emzirmedir.”

Parıldar, “Anne sütü ileriki yaşlarında, diğer besinlerle beslenen bebeklere göre daha zeki olmalarına katkı sağlar. Anne sütü, bebeğin ilk altı ay ihtiyacı olan protein, yağ, demir, vitamin gibi her türlü besin değerini içeren ideal besin kaynağıdır. İçindeki koruyucu maddeler nedeniyle bebeği enfeksiyonlardan korur. Anne sütünün hazmı kolaydır, kaynatmak gerekmez. Daima taze, temiz ve bebeğe vermek üzere hazırdır” şeklinde konuştu.

Yeterli miktarda su ve vitamin içerdiği için bebeğin her türlü ihtiyacını anne sütünün karşılayabileceğini dile getiren Parıldar, tamamen doğal olan anne sütünde bebeğin büyümesi için gerekli olan maddelerin inek sütünden daha fazla olduğunu ifade etti.

Anne sütünde yeterli miktarda su ve vitamin bulunduğu için, çok sıcak iklimlerde bile bebeğe su vermeye ve ilk altı ayda meyve suyuna gerek olmadığını vurgulayan Parıldar, “Anne sütü alan bebekler diğer besinlerle beslenen bebeklerden daha zeki olurlar. Anne sütü ve doğumdan sonra gelen ilk sarı süt ishal, solunum yolu enfeksiyonu gibi hastalıklardan koruyor.

Anne sütü ile beslenmiş çocuklar astım, alerji, çocuk diyabeti gibi hastalıklara karşı daha dirençli oluyor ve kanser oranının daha düşük olduğu biliniyor. Anne sütünün içinde yeterli demir olduğu için, emzirilen bebeklerde kansızlık görülmez. Ayrıca anne sütü alan bebeklerde, pişik, karın ağrısı ve kabızlık daha az görülür” diye konuştu.

Uzm. Dr. Tamer Parıldar, anne sütünün özeliklerini ve faydalarını şöyle sıraladı: “Anne sütü, her bebek için en iyi, en doğal ve en taze besindir. Her zaman, temiz ve mikropsuzdur. Daima hazır ve bedava. Özel harcama gerektirmez. Tamamıyla ve kolaylıkla sindirilir. İshal, karın ağrısı ve kabızlık daha az görülür. Bağışıklık sistemini güçlendirir, enfeksiyonlardan korur.

Bebeklerin daha zeki olmasını sağlar. Bebeğin su ihtiyacını tam olarak karşılar, ayrıca su verilmesine gerek yoktur. Doğumdan sonra gelen ağız sütü, bebeği hastalıklardan korur. Bebekle anne arasında özel sevgi bağı kurulmasını sağlar. Emzirme, annenin sağlığını korur, meme ve rahim kanseri olma riskini azaltır. Bebeğinizi İlk 6 ay sadece anne sütüyle besleyin.”

Çocuğunuzun karın ağrılarını ciddiye alın

ANNE & BEBEK & ÇOCUK

İnce bağırsak ve kalın bağırsağın birleşme yerindeki yapının iltihaplanması ile oluşan apandisit, çocukluk çağlarında daha sık görülüyor. Ameliyat ile tedavisi mümkün olan hastalık çoğunlukla göbek çevresindeki ağrıyla başlıyor. Amerikan Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölüm Şefi Dr. Egemen Eroğlu belirtilerin çocuklarda farklılık gösterebileceğini söylüyor.

Apandisit nedir, nasıl oluşur?
Apandisit, toplumumuzda ‘kör bağırsak’ denilen, ince bağırsaklar ile kalın barsağın birleşme yerindeki solucan benzeri yapının iltihaplanmasına denilmektedir. Bu kör yapının açıklığının sert dışkı, yemek parçası veya duvarındaki lenf adacıklarının şişmesi gibi sebepler sonucunda kapanmasıyla tıkanıklık oluşur. Normalde salgılanan olağan bağırsak sekresyonları tıkanmış ağızdan dışarı çıkamayacakları için appendiks içerisinde birikmeye başlar ve böylece infeksiyon, inflamasyon süreci başlamış olur. Bu aşamada çocuğun hissedeceği sadece göbek çevresinde bir ağrı ve iştahsızlıktır.

Appendiks’in yavaş yavaş infekte olmuş salgılarla şişmesiyle duvar beslenmesi bozulmaya başlar ve infeksiyon tüm duvar katlarına yayılır. Bu sırada ağrı karnın sağ alt bölgesine yerleşmeye başlar, ağrıya ateş, mide bulantısı ve kusma eklenir. Appendiks duvarının tamamen hasar görmesiyle duvar delinir ve enfeksiyonlu bağırsak salgıları karın içerisine dökülür. Patlamış apandisit denilen bu dönemde, karnın bütün bölgelerinde şiddetli ağrı ve ateş ile kusma olur. Bu evreye kadar hala müdahale edilmemişse artık enfeksiyonun kana karışması yani sepsis oluşması kaçınılmaz olur.

Apandisit kimlerde oluşur?
Apandisit her yaş grubunda görülebilmekle beraber çocukluk çağında bu oran biraz daha yüksektir. Çocukluk çağında görülme sıklığı %0.4, en sık görülen yaş grubu ise 6-10 yaşları arasıdır.

Apandisitin belirtileri nelerdir?
Akut apandisit sıklıkla göbek çevresinde ağrıyla başlar. Ağrıyı iştah kaybı, mide bulantısı ve kusma takip eder. Bu arada ağrı yavaş yavaş sağ alt karına doğru yerleşir ve çocuğun rahat yürümesini engelleyerek iki büklüm duruma getirecek kadar şiddetlenir. Çocuk yürümekten ve ayakta durmaktan kaçınmaya çalışır, ateşi çıkar. Apandisit ağrısının diğer çoğu karın ağrısından farkı şiddetinin azalmaması, gelip geçici olmaması hatta yavaş yavaş artmasıdır. Appandiks’in patlamasıyla bütün karın duvarında ağrı, sertlik yani ‘tahta karın’ oluşur.

Çocuğunuzun apandisiti varsa, yukarıda sayılan bütün klasik belirtilerin olmayabileceğini unutmamak gerekir. Parmak şeklinde bir çıkıntıyı andıran appendiksin çok farklı yerlere uzanabilmesi nedeniyle farklı bulgular oluşturabilmekte, özellikle 3 yaş altında iletişim zorluğunun da eklenmesiyle tanı ve tedavide gecikmeler olabilmektedir.

Tanısı nasıl konulur?
Apandisitin günümüz ilerlemiş teknolojisine rağmen en kesin tanısı fizik muayene ile konulur. Yardımcı tetkikler olarak kan sayımında beyaz hücre sayısının yüksekliği, enfeksiyon olduğunu destekler.

Yapılacak idrar tahlili ile, idrar yolu enfeksiyonu ve idrar yollarında taş olasılıkları göz önünde bulundurulur. Şüphede kalınan durumlarda karın ultrasonografisi ile appendiksin çapının 6 mm’yi geçmesi, kalın barsağın son bölümü çevresinde serbest sıvı bulunması, bağırsak duvar kalınlığının ve o bölgelerin enfekte görünmesi tanıda yardımcı olur. Erişkinlerde çok etkin olan bilgisayarlı tomografi, çocukların zayıf olması nedeniyle küçük yaş grubunda aynı önemi taşımaz. Ancak şişman çocuklarda, yağlı dokuların daha iyi görüntü verebilmelerinden dolayı mevcut patolojiyi çok net gösterebilir.

Tedavi şekli nedir? Sonrasında neler olabilir?
Kesin tedavi şekli enfekte olmuş appendiksi çıkarmak, oluşan abseyi temizlemektir. Tıptaki ismi appendektomi olan bu ameliyatın günümüzde açık ve laparoskopi olmak üzere iki yöntemi mevcuttur.

Açık apandisitte, sağ alt karından yapılacak bir kesiyle hastalıklı doku çıkarılır ve bölge iyice temizlenir. Laparoskopik yöntemde, göbekten yerleştirilen kamera ile sağ ve soldan yerleştirilen iki alet yardımıyla apendektomi yapılır. Ameliyat sonrası dönem, ameliyatın hangi dönemde yapıldığıyla yakından ilgilidir. Erken evrelerde yapılan apendektomilerde sıklıkla bir iki gün içerisinde hasta taburcu edilebilmekteyken, geç patlamış evrelerde bu dönem bir haftayı bulabilmektedir. Yine de her çocuk farklı tepkiler verebilmektedir.

Ameliyattan sonra ölüm oranı son zamanlarda, antibiyotiklerin etkinliğinin artması ve tanı yöntemlerinin güçlenmesiyle %0.5 seviyelerine inmiştir. Appendektomi sonrası cilt enfeksiyonları %3 gibi bir oranda görülmekte ve kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Özellikle patlamış apandisit sonrası görülebilen karın içi abseler de kolaylıkla tomografi veya ultrason altında boşaltılarak tedavi edilebilmektedir. Apendektomi sonrası görülebilen ince bağırsak yapışıklıkları da %1-3 arasında görülebilmektedir.

Ayırıcı tanısı nedir? Ailelerin yapması gereken nelerdir?
Apandisit çocukluk çağında sık görülmekle beraber, hastaların yarısında tanı oldukça zor olabilmektedir. Özellikle 3 yaşından küçük olanlarda, zihinsel özürlülerde, başka bir hastalık nedeniyle hastaneye yatırılanlarda, jinekolojik nedenli karın ağrıları olabilen genç kızlarda tanı güçleşmektedir.

Unutulmamalıdır ki, patlamış apandisitli olguların üçte bir ile yarısı gibi bir bölümü daha önce bir doktor tarafından görülmüş çocuklardır.

Genç kızlarda menstruasyon ortası ağrısı, gebelik, yumurtanın kendi çevresinde dönmesi, yumurta kisti; çocukluk çağında bağırsak enfeksiyonları, pankreatit, kabızlık, böbrek taşları, idrar yolları enfeksiyonları, parazitler; daha küçük çocuklarda enfeksiyonlar, zatüre, bağırsak düğümlenmesi(düğümlenme: ince barsağın kalın barsağın içerisine geçmesi) gibi rahatsızlıklar apandisitle karışabilecek karın ağrıları oluşturabilirler.

Göbek çevresinde başlayıp, sağ alt karına yerleşen gerilemeyen ağrı, kusma (özellikle sarı yeşil renkli, safralı), ateş, gaz ve dışkı yapamama, karında şişlik olması durumlarında, doktorun muayenesini yanıltmamak amacıyla herhangi bir ağrı kesici verilmeden çocuk cerrahı ile görüşmek gerekmektedir.

Bebeğim sağlıklı olacak mı?

ANNE & BEBEK & ÇOCUK, SAĞLIK

Her kadın, hamile kalmaya karar vermeden önce ve hamile kaldıktan sonra sağlık kontrollerini düzenli olarak yaptırması gerekiyor. VKV Amerikan Hastanesi Kadın Sağlığı Ünitesi’nden Dr. Alper Mumcu, anne adaylarının çoğunun dünyaya gelecek çocuklarının sağlıkları ile ilgili endişelendiklerini, bunun normal olduğunu ancak testler ve tedaviler sonrasında bu durumun kontrol altına alınabileceğini söylüyor.

Hamile olduğunu öğrenen hatta belki de hamile kalmaya karar veren her kadının aklını kurcalayan ilk ve en önemli soru, bebeğinin sağlıklı olup olmayacağıdır. Bu son derece haklı bir endişedir. Ancak unutulmaması gereken nokta, gebeliklerin büyük bir kısmının anne adayında ya da bebekte hiçbir sorun yaşanmadan tamamlanmasıdır. Gebelik takiplerindeki amaç; bu 280 günlük dönemde ortaya çıkabilecek olan sorunların eğer mümkünse önceden öngörülebilmesi, ortaya çıktığında tanınabilmesi ve yine eğer mümkünse tedavi edilebilmesidir.

Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmenin temel şartı, anne adayının sağlıklı olmasıdır. Bu nedenle gebe kalmaya karar veren kişiler, kendi sağlık durumlarını gözden geçirmeli; rutin jinekolojik muayeneleri ile pap smear testlerini asla ihmal etmemelidir. Bunun yanı sıra check-up mahiyetindeki kontroller ve genel cerrahi uzmanları tarafından yapılan meme muayeneleri de atlanmamalıdır.

Hamile kalınmadan önce eğer bilinmiyorsa kan grubu tayini, kan sayımı, kızamıkçık geçirilip geçirilmediğinin saptanması gibi bazı laboratuvar incelemelerinin yapılmasında da fayda bulunmaktadır. Bunların dışında, sigara ve alkol kullanımının sonlandırılması ve beslenmeye dikkat edilmesi de önemlidir.

Hamile kalındıktan sonra ise en önemli konu, rutin doktor kontrolleridir. Bu kontrollerde hem anne adayının hem de bebeğin sağlığı ve gelişimi incelenmektedir. Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmede rutin kontrollerin önemi açıktır. Ancak gebelik takiplerinde kullanılan gelişmiş ultrason cihazları ve laboratuvar testleri de ne yazık ki her zaman yeterli olmamakta; bebekte var olan bazı sorunlar saptanamamaktadır. Halk arasında ne yazık ki düzenli kontrollere gitmek sağlıklı bir bebek sahibi olmanın garantisi gibi algılanmaktadır. Bu doğru bir tespit değildir. Bebekteki sorunların çok büyük bir kısmı gebelik takipleri sırasında saptanabilmekle birlikte, kalpte görülebilen sorunlar başta olmak üzere; bazı olumsuzluklar ne yazık ki günümüz tıbbi şartlarında fark edilememektedir. Bu nedenle düzenli kontrole gitmek, son derece önemli olmakla beraber; asla sağlıklı bir bebek dünyaya getirmenin garantisi olarak görülmemelidir.

Bebekte bir problem saptanması durumunda bu problemin yaşam ile bağdaşıp bağdaşmadığı konusu önem kazanmaktadır. Yaşam ile bağdaşmayan yani bebeğin doğduktan kısa bir süre sonra kaybedileceğinin kesin olduğu durumlarda; gebelik, kurul kararı ile sonlandırılabilmektedir. Yarık damak, yarık dudak, yapışık parmak ya da benzeri durumlar, bebeğin yaşama şansını etkilemeyeceğinden; gebelik sırasında fark edilseler bile herhangi bir girişimde bulunulmayıp, gebelik sonlandırılmamaktadır. Down sendromu gibi kromozom bozukluklarının saptanması durumunda ise ailenin onayı ile gebelik sonlandırılabilmektedir.

Gebeliğin takipleri sırasında bazı laboratuvar ve ultrason incelemeleri ile bebeğin sağlık durumu ve gelişimi takip edilmektedir. Test sonuçlarına göre daha ileri incelemeler gerekli görülür ise bunlar da yapılabilmektedir. Takipler sırasında 6-8. haftalarda yapılan ilk ultrason incelemesi ile gebeliğin rahim içinde olup olmadığı, kaç adet bebek olduğu ve bunların kalp atışlarının olup olmadığı, saptanmaktadır.

11-14. haftalarda yapılacak olan ultrason incelemesinde bebeğin ense kalınlığı ölçülmekte ve burun kemiği izlenmektedir. Bu bulgular özellikle down sendromu açısından önemlidir. 11-14. haftalarda yapılan ultrason incelemesi son derece önemlidir ve gebelik takibinin olmazsa olmaz olarak adlandırılan incelmelerinden birisidir. Bu haftalarda down sendromu riskini belirleyen ikili test yapılmaktadır. Bu test, bebekte down sendromu olup olmadığını göstermeyip; sadece risk değerini göstermektedir. Riskin yüksek çıkması durumunda ya da ultrasonda kuşkulu bulgu varlığı tespit edildiğinde; bebeğin plasentasını oluşturan hücrelerden örnek alınarak (koryon villus biyopsisi) ya da ileriki haftalarda bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınarak (amniyosentez) kromozom analizi yapılabilmektedir.

15-20. haftalar civarında yine down sendromu riski belirlemek için kanda üçlü test yapılabilmekte ya da sadece alfa feto protein adı verilen bir protein incelenerek, bebeğin sinir sistemi ile ilgili risk belirlenebilmektedir.

Gebelik takibinin olmazsa olmazlarından bir diğeri de 22. hafta civarında yapılan detaylı fetal incelemedir. Bu ultrason incelemesi, deneyimli uzmanlar tarafından yapılmakta ve bebeğin kalp, beyin ve diğer organları detaylı bir şekilde incelenmektedir. Herhangi bir kuşku varlığında bebeğin kalbinin çocuk kardiyologları tarafından farklı bir sistemle incelenmesi, bazı durumlarda ise MR çekilmesi gerekli olabilmektedir. Detaylı fetal inceleme ile nadir görülen bazı anomaliler saptanabilmekle birlikte; ne yazık ki kalp sorunları başta olmak üzere tüm sorunların sadece %60-70′i saptanabilmektedir.

İlerleyen dönemlerde ise ultrason ile bebeğin gelişimi, suyunun ve plasentasının durumu değerlendirilmektedir. NST adı verilen incelemede bebeğin kalp atışları ve rahim kasılmaları incelenerek, bebeğin sıkıntıda olup olmadığı anlaşılmaya çalışılmaktadır.

Bu takipler sırasında anne adayının da sağlık durumu incelenmektedir. Anne adayının ya da bebeğin hayatının tehlikede olduğu durumlarda, gebeliğin zamanından önce sonlandırılması gerekli olabilmektedir. Sanılanın aksine gebelik takipleri ve bu takiplerde her şeyin normal olarak saptanması, bebeğin görme, işitme gibi duyularının gelişimi, otizm gibi sorunların olup olmayacağı ya da zeka düzeyi gibi konularda bilgi vermemektedir.