Aşırı et tüketimi göz kapağında yağ bezelerine neden olabilir

SAĞLIK

Bayramda artan et ve tatlı tüketimi kolesterol hastalarının göz sağlığını da etkiliyor. Aşırı et ve yağlı yiyecekler nedeniyle yükselen kolesterol, gözde yağ bezelerinin oluşmasına neden olabiliyor.

Kolesterol hastalarını uyaran Dünyagöz Ataköy Hastanesi’nden Op. Dr. Akın Banaz,Kan kolesterolünün artması göz kenarlarında ve göz kapağında yağ bezeleri diye bildiğimiz cilt altında oluşan yağ birikintilerine (Ksentelazma) neden oluyor. Kan kolesterolü düşse bile oluşan yağ bezeleri kendiliğinden geçmiyor. Ancak cerrahi yöntemlerle alınması gerekiyor.

Yağ Bezelerine Erken Müdahale Önemli
Göz kapağında ve çevresinde oluşan yağ bezelerinin görmeyi olumsuz etkileyecek bir duruma neden olmadığını ifade eden Op. Dr. Banaz, yağ bezelerinin büyüklüğünün uygulanacak cerrahi operasyonun zorluk derecesini artırdığını ifade etti. Op. Dr. Banaz şu bilgileri verdi: “ Yağ bezeleri görmeyi olumsuz etkileyecek bir durum oluşturmaz. Ancak büyüdükçe yüzde kötü bir görüntüye neden olur. Tedavide çeşitli yöntemler uygulanıyor ancak bunlar içinde en etkili olanı cerrahi operasyon. Lazer de yapılsa göz kapağı veya altında cilt olmadığı için her şekilde dikiş atılması gerekiyor. Gözdeki yağ bezelerinin çok büyümeden alınması operasyonu da kolaylaştırıyor. Ortalama 5 – 10 dakika sürüyor operasyon. Ancak beze ne kadar büyük boyutlardaysa operasyon o kadar uzun ve zor oluyor.”

İz Kalmaması İçin
Operasyon sonrası göz kapağı işlevinin bozulmaması ve yüzde iz kalmaması için yapılacak cerrahi müdahalenin uzman ellerde yapılması gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Banaz, “ Yağ bezelerinin dikkatli ve profesyonel ellerde yapılan bir operasyonla alınması büyük önem taşıyor. Aksi halde yüzde iz kalabilir ve ya göz kapağının fonksiyonları bozulabilir ve iyi kapanmayabilir.”

Diyabet hastalarına Dünyagöz’den bayram uyarısı

SAĞLIK

Bayramda şeker tüketimini artıran diyabet hastaları göz sinirlerine hasar verebilir. Ramazan Bayramı, belki de en çok diyabet hastalarını zorluyor. Bayramda şeker, çikolata ve çeşitli tatlıları dayanamayıp bolca tüketen diyabet hastalarını ciddi göz problemleri bekliyor.

Bayramda aşırı şeker tüketen diyabet hastalarının gözün sinir tabakasının zarar görmesi ile oluşan retinopati hastalığına yakalanma riskinin olduğunu belirten Dünyagöz Etiler Hastanesi’nden Op. Dr. Pervin Uygur, diyabetin göz hastalıklarını tetiklediğini söyledi. Op. Dr. Pervin Uygur, “Özellikle 10 yıldan fazla diyabet hastası olan kişilerin retinopati riskiyle karşı karşıya. Tip 1 diyabet veya insüline bağımlı genç diyabetiklerde ergenlik çağından sonra retinopati görülme sıklığı yaşla doğru orantılı olarak artıyor. Bunun yanı sıra kan şekerinin kontrolü önemli bir faktör. Kan şekerinin düzensiz seyretmesi, ani kan şekeri yükselmesi veya düşmesi, retinanın bozulmasını ve retinopati hastalığının ilerlemesine neden oluyor” dedi.

Göz Dibi Muayenesi İle Erken Teşhis
Retinopati hastalığında erken teşhisini önemini vurgulayan Op. Dr. Uygur, diyabet teşhisinin hemen ardından hastanın göz muayenesi olması gerektiğini belirtti. Diyabet hastalarının 1 yıllık aralarla diyabet kontrollerinin bir parçası olarak rutin göz muayenelerine devam etmeleri konusunda uyaran Op. Dr. Pervin Uygur, “Özellikle göz dibi muayenesi, retinada meydana gelen değişikliklerin erken safhada tespit edilmesini sağlar ve hastaya başarılı şekilde tedavi olma şansı sunar. Diyabet tanısı sonrası 1 yıllık aralarla 5 yılı geçen diyabet hastalarının 6 ayda bir, göz dibi problemi tespit edilen diyabetlilerin 3 ayda bir göz muayenesi olması gerekmektedir.” diye konuştu.

Lazerle Tedavi
Diyabetik retinopati hastalığının lazer tedavisi ile çözülebileceğini ifade eden Op. Dr. Pervin Uygur sözlerini şöyle sürdürdü: “Retinopatide kullanılan tek tedavi yöntemi lazerfotokoagulasyon. Laser tedavisinde, ince demet şeklindeki argon laser ışığı sızdıran kan damarlarının kapatılmasında ve kan gitmeyen iskemik retinanın kapatılmasında kullanılır. Bu tedavi uygun zamanda ve uygun şekilde uygulandığı takdirde şeker hastalığına bağlı ciddi görme kayıplarını önlemenin tek yoludur. Retinopati bulgularının erken dönemde tespit edilmesi, tedavi başarısının anahtarıdır.”

Kutu…
Bulanık görme şikayeti geçici olabilir

Diyabet teşhisi aldığınızda ya da teşhis aldıktan sonraki erken dönemde bulanık görme şikayeti ile sıkça karşılaşılır. Bu şikayet retinopatiden değil; o sırada kan glukoz seviyesindeki yükseklikten kaynaklanmaktadır. Kan glukoz seviyesinin normale dönmesi birkaç hafta alabilir, kontrol sağlandığında görme bulanıklığı ortadan kalkacaktır. Bu geçici bulanıklık döneminde, gözlük değişimi yapılması uygun olmayacaktır.

Aşırı sıcaklar “Kirpik Dibi” iltihabına neden oluyor

SAĞLIK

Gözlerinizde yanma, batma, kızarma veya göz kapağınızda kaşıntı, kalınlaşma görüyorsanız sakın hafife almayın. Dünyagöz Hastanesi’nden Op. Dr. Melike Gedar özellikle sıcaklar nedeniyle yaz aylarında sık görülen kirpik dibi iltihabının ciddiye alınmadığı takdirde ciddi sorunlara yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Yazın tadını çıkardığımız şu günlerde kirpik dibi iltihabı keyfinizi kaçırmasın. Özellik yaz aylarında artan sıcak ve nemin bakteri oluşumunu artırdığını söyleyen Dünyagöz Etiler Hastanesi’nden Op. Dr. Melike Gedar, bu bakterilerin gözde kirpik dibi iltihabına neden olabileceğini ifade etti. Blefarit olarak nitelenen kirpik dibi iltihabının daha çok ergenlik döneminde başlayıp uzun yıllar devam edebildiğini hastanın yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediğini anlatan Op. Dr. Melike Gedar şöyle konuştu: “Yaz aylarında sıcak ve nem dolayısıyla toz, kir, sigara dumanı, kimyasal maddeler vücutta çok daha çabuk tutunur, bakteri oranı daha da artar. Bu bakterilerin göze rüzgar gibi dış etkenlerle ulaşıp göz kapağında birikmesi ve ciltteki bakteri florasının dengesinin bozulması sonucu kirpik dibinde iltihaplanma oluşur. Kirpik dibi iltihabının tedavi edilmediği takdirde gözkapağı bezlerinde arpacık ve şalazyon denen sert yağ kistleri oluşturabilir. Özellikle yaşlılarda kirpiklerde içe dönmesi, göze batması ve dökülme gibi sorunlar gelişebilir. Blefarit yani kirpik dibi iltehabı gözün görme işlevini etkilemez. Çok nadiren gözün kornea tabakasında iltihaba ve görme sorunlarına neden olabilir. Göziçi ameliyat geçirecek hastalarda, ameliyattan sonra enfeksiyon gelişmesi riskini arttırabilir.”

Tedaviyi Sıcak Suyla Yıkayarak Yapın
Op. Dr. Melike Gedar kirpik dibi iltihabının tedavisiyle ilgili süreci ise şöyle anlattı: “Bebek şampuanı veya kapak hijyeni için özel geliştirilmiş temizleme solüsyonları ile kirpik diplerinin yıkanmasını ve sıcak su ile durulanmasını tavsiye ediyoruz. Gözkapağı kenarlarının düzenli temizlenmesi ve bakımı tedavinin temelidir. Hastalar gözkapağı bakımını uzun süre uygulamalıdır. Bu bakımda önce gözkapağı kenarına, yakmayacak biçimde, sıcak pansuman uygulanır. Böylece birikmiş ve sertleşmiş olan yağlı maddeler, kabuklar yumuşar. Daha sonra ıslak bir gazlı bez ya da kulak pamuğu gözkapağı kenarına sürülür, kirpik dipleri ve çevresindeki birikintiler temizlenir. Eğer gerekli ise son aşamada gözkapağı kenarına antibiyotikli-steroidli ilaçlar uygulanır. Bu tedaviye bazı hastalarda yapay gözyaşı damlalar da eklenir. Bazı hastaların doktor kontrolü altında 1-2 ay süreyle ağızdan antibiyotikli ilaç kullanması da önerilir.”

Sabah belirginleşen baş ağrılarına dikkat

SAĞLIK

Sabah belirginleşen baş ağrıları,göz çevresi ağrıları, zaman zaman bulanık görme, geceleri ışıkların etrafında ışıklı halkalar görme ve televizyon izlerken göz etrafında ağrı… Çok ciddiye alınmayan tüm bu şikayetler, görme kaybına neden olan sinsi hastalık glokom’un (göz tansiyonu) habercisi olabilir. Ağırlıklı olarak 40 yaş üstü kişilerde görülen hastalık bilinenin aksine yeni doğan bebekler dahil her yaştan insanı tehdit ediyor.

Özellikle son yıllarda sık duyduğumuz göz hastalıklarından biri haline gelen glokom (göz tansiyonu), erken tedavi edilmediği takdirde ciddi görme kayıplarına yol açıyor. Artan göz içi basıncının göz siniri hücrelerine zarar vermesiyle oluşan hastalık özellikle 40 yaş üstü kişilerde görülüyor ancak uzmanlar, yeni doğan bebekler dahil her yaştan insanın glokom riskiyle karşı karşıya olduğu konusunda uyarıyor.

Glokomun erken teşhis edilip hiç zaman kaybetmeden tedavisine başlanmasının görmenin korunabilmesi için önemli olduğunu söyleyen Dünyagöz Etiler Hastanesi’nden Prof. Dr. Can Üstündağ, hastalığa ilişkin şu bilgileri veriyor: “Glokom gözde yavaşca kendini hissettirmeden başlar ve ilerler. Belirtiler ortaya çıktığında ise hızlı seyrederek görme sinirlerinde onarılması mümkün olmayan tahribata ve sonunda geri dönüşümü olmayan görme kaybına yol açar. Sıklıkla 40 yaş üstünde görülen bir hastalık olmasına rağmen yeni doğan bebekler dahil her yaşta görülebiliyor.

Kimler Risk Altında?
Glokom’un ortaya çıkma nedenleri arasında ilk sırada genetik yatkınlık geliyor. Ailesinde glokom öyküsü olan kişilerde hastalığın görülme riski de artıyor. Bunun yanı sıra hastalığı tetikleyen pek çok faktör bulunuyor. Prof. Dr. Üstündağ bu faktörleri şöyle özetliyor: “ 35 yaş üstünde olanlar, şeker ve tansiyon hastaları, yaşanan şiddetli kansızlık ve şok yaşayanlar, yüksek miyop ya da hipermetrop hastaları ve migreni olan kişiler risk grupları arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra göz yaralanmaları, uzun süreli kortizon tedavisi de hastalığı tetikleyen unsurlar arasında.”

Yılda Bir Kez Göz Tansiyonu Ölçülmeli
Erken ve özel tetkiklerle yapılan doğru teşhisin hastalığın tedavisi için büyük önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Üstündağ, bu tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Hastalığın erken teşhisi önemli. Bu nedenle herhangi bir belirti olmasa da yılda bir kere göz tansiyonunun ölçülmesi gerektiği konusunda hastalarımızı uyarıyoruz. Glokom, üç yolla tedavi edilebilir. Öncelikle hastanın göz tansiyonu gözdeki sıvının üretimi kısılarak ya da çıkışı artırılarak düşürülür. Bu iki yöntem için kullanılan ilaçlar vardır. Bu ilaçlar, her gün belirli aralıklarla alınan ve de hayat boyu kullanılan ilaçlardır. İlaç tedavisine rağmen hastanın, göz tansiyonu düşmüyor ve görme alanı daralıyorsa; uygulanacak tedavi yöntemi ameliyattır. Ameliyat sonrası çoğunlukla glokom hastalığı ortadan kalkar. Göz tansiyonu tedavisinde lazer ışını çeşitli amaçlarla kullanılabilir. Lazerin göz tansiyonu tedavisindeki bir diğer kullanım alanı ise gözün dış kısmındaki, renkli kısmın çevresindeki beyaz bölgeye yapılan lazer uygulamasıdır. Glokom tedavi edilmediği taktirde körlükle sonuçlanabilir

Sağlık deposu besinler

SAĞLIK

Yaz mevsimi sebze ve meyveleri, sağlıklı vücuda sahip olmada büyük bir rol oynuyor.

Karpuz bağırsak kanserine karşı koruyucudur
Hem likopen, hem de vitamin ve mineral açısından zengin, antioksidan kapasitesi yüksek bir yaz meyvesi olan karpuz, bol miktarda C vitamini ve antioksidan özelliği ile çeşitli kanser türlerine karşı etkili olan Beta karoten içerir. İçerdiği yüksek potasyum kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olur. İyi bir lif kaynağı olduğundan bağırsak hareketlerini düzenler ve bağırsak kanserini önlemede de rol oynar. Karpuz çekirdekleri de içinde bulunan Cucurbocitrin adlı madde ile kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olur.

Erik gençlik meyvesidir
Yüksek antioksidan kapasitesine sahip olan erik, detoks yapıcı gücüyle de önemli bir anti-aging besindir. Kalp çarpıntısını azaltır. Bağırsakları yumuşatıcı bir etkiye sahiptir. İştah açar ve hazmı kolaylaştırır. Diş temizliğine de yardımcı olur

Kayısı kemik erimesini önleyici etkiye sahiptir
Kayısı da bulunan betakaroten adlı madde, kanserin özellikle de akciğer kanserinin, kalp hastalıklarının ve kataraktın önlenmesine yardımcıdır. Kayısı, içerdiği kalsiyum ve magnezyum sayesinde kemik erimesinin önlenmesine faydalıdır. Kan yapıcıdır, cildi ve saçı canlı tutma özelliği vardır. Lifli bir meyve olduğundan bağırsakları korur ve pekliğe iyi gelir, Sinirleri gevşetip uyku verir.

Şeftali hazmı kolaylaştırır
Kalp rahatsızlıkları ve kansere karşı vücudu koruma özelliği olan şeftali, sindirim sistemini çalıştırır ve hazmı kolaylaştırır. Böbreklerin ve safra kesesinin düzenli çalışmasını sağlar. İdrar sökücüdür.

Çilek sigara dumanının etkilerini azaltır
Kansere yakalanma riskini azaltan çilek, mide ve bağırsak zayıflıklarını giderir, sigara dumanının etkilerini azaltır. Sakinleştirici etkisi vardır. Safra kesesi hastalıklarına iyi gelir.

Yüksek ateşi düşürür. Suyuyla gargara yapılırsa diş taşlarının oluşmasını engeller. Cilde canlılık kazandırır.

Kiraz böbrek dostudur
İdrar söktürücü özelliğiyle böbrek dostu olan kiraz, böbreklerin taş ve kum yapmasını önler. Böbrekteki zararlı maddelerin de zamanla atılmasını sağlar. Safra kesesi taşının dökülmesine yardımcı olur. Sindirim gücünü artırır. Yapısındaki bol fosforuyla sinirleri kuvvetlendirerek sakinlik sağlar. A vitamini kaynağı karoten içeren kiraz, aynı zamanda gözlerin de dostudur. İçerdiği antosiyanin maddesinden dolayı ağrıların dindirilmesine yardımcı olur.

Vişne kas ağlarını hafifletir
Vişne, içerdiği ‘antosiyanin”den dolayı kas ağrılarını hafifletir. Şeker oranı düşük olduğu için az kalori içerir. Ateş düşürür, susuzluğu giderir. İdrar söktürücü özelliği vardır.

Siyah üzüm hücre yenileyicidir
Üzümün kabuğu, içeriği ve çekirdeği ortalama 20 civarında değişik antioksidan madde içermektedir. Böbreklerin çalışmasını uyarıp kalp atışını düzenler. Karaciğeri temizler. Siyah üzüm kabukları ve çekirdekleriyle yenirse hücre yenileyicidir.

Patlıcan karaciğer ve pankreası kuvvetlendirir
A vitamini, fosfor ve kendine has bazı esanslara sahip olan patlıcan, sinirleri teskin edip kalp çarpıntısını gidermeye yardımcıdır. Pankreas, karaciğer ve böbrekleri kuvvetlendirir, idrar söktürür ve vücuttaki fazla suyun atılmasına yardımcı olur.

Karaciğer dostu enginar kalbi de kuvvetlendirir
Karaciğer ve kalbin en iyi dostu olan enginar kanı temizler ve yorgunluğu gidermeye yardımcı olur. Vücuttaki zehirli maddeleri ve yorgunluk maddelerini idrarla dışarı atarak vücuda dinçlik verip dinlendirmede etkilidir. Enginar, beyin yorgunluğunu geçirir, kalp adalelerini kuvvetlendirir, onu rahatsız eden üre ve kolesterolü düşürerek kalbin rahat çalışmasına yardımcı olur.

Semizotu kanı temizler
Semizotu, kanama hastalıklarında faydalıdır. Kanı temizler. Bol idrar söktürür. Sinir krizleri ve beyin yorgunluğunu geçirir. Böbrekteki kum ve taşı atılmasında yardımcı olma etkisi vardır.

Domates cildi besler
Domates, yaşlıların bedensel ve zihinsel sağlığını korumada son derece etkili bir antioksidan olan likopenin en zengin kaynağıdır. Likopen kanser riskini azaltır. Damarları korur. Cildi ve belleği destekler.

Kabak yaşlıların diyetinde mutlaka olmalıdır
Kabak, kolay sindirilebilen bir sebze olduğu için hasta ve yaşlı kişilerin diyetinde mutlaka yer almadır. Özellikle başta akciğer kanseri olmak üzere, kansere yakalanma riskini azaltan etkileri vardır. Yemek borusu, mide, mesane (idrar torbası), gırtlak ve prostat kanserlerine yakalanma riskini en aza indirgemektedir.

Soğan enfeksiyonlardan korur
Özellikle kırmızı soğan güçlü bir sağlık koruyucusudur. Kansere karşı önemli bir koruma sağlayan antioksidan etkili quarcetin açısından en zengin besinlerden biridir. Soğanın enfeksiyonlardan koruma gücü de vardır.

Bebeklerde hızlı solunum zatürre habercisi olabilir

SAĞLIK

Sema Hastanesi çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Esengül Keleş, “alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının ortaya çıkmasında, havaların soğumasının, kış aylarıyla birlikte hava kirliliğinin artmasının, kapalı ortamlarda zaman geçirilmesinin etkili olduğunu söyledi.

Kış aylarında çocuklar grip, anjin, bronşit gibi hastalıklara yakalanma riski ile karşı karşıya. Çocuklar açısından riski olana rahatsızlıklardan biri de zatürre.

Sema Hastanesi çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Esengül Keleş, “alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının ortaya çıkmasında, havaların soğumasının, kış aylarıyla birlikte hava kirliliğinin artmasının, kapalı ortamlarda zaman geçirilmesinin etkili olduğunu söyledi.

Keleş, üst solunum yolu enfeksiyonlarının genellikle sadece burun akıntısı, öksürük ve ateş şeklinde görüldüğünü, hırıltı, hızlı nefes alıp verme ve göğüste çekilmenin olması durumunda ise alt solunum yolu enfeksiyonlarının söz konusu olabileceğini belirten Keleş, alt solunum yolu enfeksiyonlarının hayatı tehdit eden bulgular oluşturduğunu vurguladı.

“Hızlı Solunuma Dikkat Edin”
Esengül Keleş, zatürrenin bir alt solunum yolu enfeksiyonu olduğunu ifade ederek, “Temel olarak bebeklerin hızlı solunum yaptığından emin olabilmek için annenin kendi solunum sayısıyla karşılaştırma yapması gerektiğini belirterek, hızlı solunum zatürrenin ilk belirtisidir ve o bebeğin basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmediğinin, zatürre olduğunun kanıtıdır ve zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır” dedi.

Zatürre, akciğer enfeksiyonu ya solunum yolları savunma sisteminin bozulması ya da fazla sayıda mikrobun vücuda girip savunma bariyerlerini aşması ve solunum yolları mukozasında hasara yol açması ile oluşur.. Bu hasar sonucu bütünlüğü bozulmuş mukoza üzerinde bakterilerin yerleşip bozulmuş bariyeri aşması ve akciğer dokusuna ilerlemesi kolaylaşır. Bakteriler istila ettiği akciğer dokusunda artan bir hasara ve bu bölgede iltihap oluşmasına yol açar. Böylece başlangıçta viral olarak başlayan enfeksiyon daha ağır bir bakteriyel enfeksiyona dönüşmüş olur. Kimi zaman aynı hasarı virüsler bakterilerin iştiraki olmadan tek başlarına da yaparak viral zatüreleri oluştururlar.

Zatüre tanısında özellikle küçük çocuklarda tek başına muayene ile tanı koymak mümkün olmayabilir. Bu çocuklarda kan tahlili ve akciğer grafisiyle tanıya gidilebilir. Daha büyük çocuklarda dinleme bulguları yol gösterici olduğundan hekim için tanı koymak daha kolaydır.
Tedavi hastanın durumuna göre ayaktan ya da yatarak yapılabilir; buna hastanın klinik ve laboratuar bulgularına göre hekim karar verebilir.

Zatüreden Korunmak İçin,Çocukluk çağı aşıları; H.influenza, kızamık gibi bazı zatürre etkenlerine karşı koruyucudur. Çocuklarda en sık zatürre etkeni olan pnömokoklara karşı 2 yaş altında kullanılabilecek pnömokok aşısı yaptırılmalıdır. Çocuklarımızın aşılarının tam olmasını sağlamalıyız. Çocukları, bebekleri sigara dumanına maruz bırakmamalıyız. Anne sütü alan bebeklerin her tür enfeksiyona karşı daha korunaklı olduğunu unutmamalı, bebeklerimizi mümkün olduğunca anne sütüyle beslemeliyiz. Çocuklarımızı hasta kişilerle temastan korumalı, enfeksiyonların sık görüldüğü mevsimlerde onları kalabalık ortamlarda bulundurmamaya gayret etmeliyiz.

Uz.Dr. Esengül Keleş
Sema Hastanesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Horlama, uykuda ölümü ve boşanmayı tetikliyor

SAĞLIK

Özel Sema Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Ömer Faik Sağun, horlamanın insan hayatını etkileyen çok önemli bir sorun olduğunu söyleyerek, “Uykuda ölmelerin önemli nedeni uyku apnesi. Ayrıca eşler arasında da sorun yaratıyor. İş hayatını olumsuz etkiliyor, trafik kazalarına neden oluyor. Radyo frekansı ile bu sorun tek seansta bir daha yaşanmamak üzere çözülebiliyor” dedi.

Özel Sema Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Ömer Faik Sağun, horlama sorunuyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Horlamanın hem sosyal rahatsızlık yarattığını, hem de sağlığı olumsuz etkilediğini belirten Sağun, Sema Hastanesi’nin farklı bir metotla bu sorunu tamamen ortadan kaldırdığını açıkladı.

Yapılan araştırmalara göre boşanan çiftlerin yüzde 85’inin eşlerden birinin horlaması nedeniyle bu kararı aldığını söyleyen Ömer Faik Sağun, 5 erkekten birinde horlama görülürken, bu oranın kadınlarda 10’da 1’e düştüğünü dile getirdi. Eşlerinin fark etmesiyle erkeğin horladığını öğrendiğini belirten Sağun, gelir seviyesi düştükçe erkeklerin bu durumu kabullenemediğini ve doktora başvurmadığını bildirdi. ‘Erkek adam horlar’ algısının çok yaygın olduğunu anlatan Sağun, horlama sorununu önemsememenin tehlikeli sonuçları olabileceğini kaydetti. Yeni evlenen çiftlerin daha sık geldiğini vurgulayan Sağun, “Erkek evliliğin sorumluluklarıyla zora giriyor, ya da daha önce yanında biri uyumadığı için evlenince eşinin fark etmesiyle sorunu tespit ediyor. Ancak durumu kabullenmiyor. Ama kadın horluyorsa hemen geliyor. Çünkü kadın utanıyor ve sorunu hemen çözmek istiyor. Erkek ise sağlığı ciddi şekilde bozulmadan gelmiyor. Kadınlarda bu rahatsızlık menopozla birlikte artıyor” dedi.

Kilo sorununuz varsa uyku apnesinden şüphelenin!
Horlama sorunu olan kişilerin sağlıklı bir uyku uyuyamadıkları için konsantre olamadıklarını, iş hayatında başarılı olamadıklarını, trafik kazalarına sebep olduklarını ifade eden Sağun,”Bu kişiler eşiyle sorun yaşar, çünkü eşini sonuna kadar dinleyemez. Horlama kalp, tansiyon rahatsızlıklarına sebep olur. Çünkü kalp devamlı yorgun olur. Uyku problemlerine sebep olur. Kilo, uyku apnesi yapar, uyku apnesi de kilo yapar. Uyku apnesi olan kişiler kilo veremiyor. Kilo alan kişi de rahat nefes alamadığı için uyku apnesi oluyor. Bu insanlar, ne yaparlarsa yapsınlar, tedavi olmadan kilo veremezler. Kilo veremeyenler, uyku apnesinden şüphe etmeli. Uyku apnesi, uykuda nefes almanın engellenmesidir. Gece bazen 1 dakika nefes alınamaz. Beyne oksijen gitmez. Beyin tüm fonksiyonları nefes almak için çalıştırır. İşte bu nefessiz kalma anlarından birinde, ölüm gerçekleşebiliyor. Geceleyin ölen insanların çoğu uyku apnesi nedeniyle ölür. Uyku apnesi olan herkes ölecek demiyorum tabii” diye konuştu.

Horlama sorununu tek seansta bir daha tekrarlamamak üzere çözdüklerini anlatan Sema Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Ömer Faik Sağun, bunun için 5-10 yıldır dünyada ve Türkiye’de yaygın olan radyo frekansını kullandıklarını anlattı. Horlamanın nedeninin normalden büyük olan küçük dilin titremesi olduğunu söyleyen Sağun, radyo frekansıyla küçük dili büzüştürerek normal boyuta getirdiklerini açıkladı. Radyo frekansı hakkında bilgi veren Ömer Faik Sağun, şunları söyledi: “Radyo dalgasıyla sarkan küçük dil ısısız yakılıyor. Dalgalarla dokunun beslenmesini bozarak hücreyi küçültüyoruz. Hastada ağrı da olmuyor. Sema Hastanesi olarak biz bunu tek seansta yapıyoruz. Bunu da kullandığımız cihazın kalitesi sağlıyor. Küçük dil, iki ay içinde küçülüp büzüşüyor. Eğer cihaz yeterli değilse, ya da doktor yeterince tecrübeli değilse, bir değil birkaç seans sürebiliyor.”

Çoğu kişi diyabeti olduğunun farkında değil

SAĞLIK

Amerikan Hastanesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü Dr. Tahir Haytoğlu diyabetin tanısını erken koymanın ve tedavisine erken başlamanın daha sonra gelişecek sağlık problemlerini önleyebileceğini söylüyor.

Ciddi bir metabolizma bozukluğu olan diyabet hastalığı Türkiye’de yaklaşık 5 milyon kişide var ancak bu kişilerin 1,5 milyonu diyabet hastası olduğunun farkında değil.

Diyabet, müdahale edilmediği takdirde vücudun hemen hemen bütün organlarını etkileyebilmektedir. Kontrol altında tutulamayan diyabet; körlüğe, kalp ve damar hastalıklarına, inmeye (felç), böbrek yetmezliğine ve sinir sisteminde tahribata yol açmaktadır. Gebelik sürecinde kontrol altına alınamayan diyabet ise doğumsal bozuklukların görülme riskini artırmaktadır.

Diyabeti düşündürecek olan başlıca şikâyetler:
• Tuvalete sık çıkma
• Ağız kuruluğu
• Hızlı kilo kaybetme
• Halsizlik ve çabuk yorulma

Diyabet için risk faktörleri:
• 45 yaşının üstünde olmak
• Fazla kilolu olmak
• Diyabeti olan yakın bir aile ferdinin olması (anne, baba veya kardeşler gibi)
• Daha önceki hamilelik esnasında diyabet gelişmiş olması

Diyabet türleri:
Tip 1 Diyabet
Bu tipte diyabeti olan kişiler, her gün insülin almak zorundadır. Bu tip diyabet eskiden “Juvenil Diyabet” veya “İnsüline Bağımlı Diabetes Mellitus” olarak adlandırılırdı.

Tip 2 Diyabet
Bu tip diyabet, sık aralıklarla besin alımı ve düzenli egzersizler ile kontrol altına alınabilmektedir. Bazı kişilerin, aynı zamanda, diyabet hapları veya insülin kullanmaları gerekebilir. Bu tip diyabet eskiden “Erişkin Çağı Diyabeti” veya “İnsüline Bağımlı Olmayan Diabetes Mellitus” olarak adlandırılırdı.

Gestasyonel Diyabet
Gebelikte ortaya çıkan diyabet türüdür.

Diyabet Tedavisi
“Amaç; organ hasarlarının önlenmesi”
Diyabet tedavisinde amaç; hastanın kendini daha iyi hissetmesini sağlamanın ötesinde, diyabet nedeniyle gelişebilen kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği, göz problemleri, sinir hasarı ve iyileşmeyen yaralar gibi komplikasyonların önlenmesidir.

Diyabet tedavisi, bir takım işidir. Merkezde hasta olmak üzere bu takımda; hastaya yardımcı olacak diyabet uzmanı endokrinolog, diyabet hemşiresi ve diyetisyen olmalıdır. Gerektiğinde hastaların göz, kalp, böbrek veya ayak problemleri için ilgili bölümlerle koordineli çalışmaya gidilmelidir.

Diyabet tedavisinin bir numaralı amacı; yüksek kan şekeri seviyelerini kontrol altına almaktır. Bunu sağlayacak çeşitli yöntemler vardır.

Bunlar:
• Sağlıklı besinler yemek
• Düzenli egzersiz yapmak
• Gerekli olması halinde ağızdan ilaçlar veya insülin kullanmak
• Kan şekeri ölçümleri yapmak

Diyabette yeni tedavi yöntemleri
Son birkaç yıldır diyabet üzerinde yeni ilaçlar kullanılmaya başlanmıştır. Yeni mekanizmalar üzerinden uygulanabilen bu ilaçların yakın zamanda Türkiye’ye gelmesi beklenmektedir.

Şu anda kullanılan ilaçların her biri, diyabeti kontrol altında tutmak için bir araç görevi üstelenmiştir. Bu ilaçlar gruplandırılarak, farklı mekanizmalar ile etki göstermektedir.

Ağızdan alınıp, farklı mekanizmalar ile etki gösterebilecek ilaçlar:
1. grup; insülin salgılanmasını artırmakta
2. grup; karaciğerde insüline hassasiyeti artırmakta
3. grup; kas hücrelerinin insüline hassasiyetini artırmakta
4. grup; yiyeceklerdeki karbonhidratların emilmesini yavaşlatarak, vücuda zaman kazandırmaktadır.

Yeni çıkan bir başka grup ilaç da insülinin salgılanmasına yardımcı olan hormonların kandaki seviyesini artırarak, etki göstermektedir.

Diyabette ilaç kullanımı
Diyabet hastalığı özellikle de Tip 2 diyabet, farklı evreleri olan bir hastalıktır. İlk dönemlerinde hasta diyabeti hiç ilaç kullanmadan, yaşam tarzı değişiklikleri ve sağlıklı beslenme ile kontrol altında tutabilirken; zaman içerisinde bu yeterli olmayıp, hastanın ağızdan alınan bir ilaç kullanması gerekebilir. Tek ilaç ile diyabetin bir süre daha kontrol altında tutulması mümkün olabilir, bunun da bir süre sonra yetersiz kalması durumunda ikinci hatta üçüncü ilaç eklemesi gerekebilir.

Kompleks bir hastalık olan diyabetin kontrol altında olması demek, sadece şeker kontrolünün sağlanması demek değildir. Kan yağlarının (lipidler, yani kolesterol ve trigliseritlerin) ve tansiyonun da kontrol altında tutulması gerekir. Bu da kişinin, şeker kontrolü için gerekli ilaçlarının yanında düzenli olarak tansiyon ilaçları ve bazen de kolesterol ilaçları kullanmasını gerektirebilir.

Kişi bir anda kendini 4-5 ilaç alırken bulabilir. Bu nedenle diyabet hastalarının düzenli olarak doktorları ile ilaç kullanımı konusunu gözden geçirmeleri, aldıkları bütün ilaçları doktorlarına söylemeleri ve gerekli laboratuvar takiplerini düzenli aralıklarla yaptırmaları gerekmektedir.

Diyabet hastaları, kronik olarak kullandıkları ilaçlarının yanında; soğuk algınlığı veya başka bir nedenle kısa süreli farklı ilaçlar da kullanmak durumunda kalabilir. Bu gibi durumlarda hastalar, kısa süreli ilaçların, düzenli kullandıkları ilaçlarla etkileşip etkileşmediğini doktorlarına sormalıdır.

Diyabet Bakımı
“Diyabetli kişilerin günlük bakımlarına daha çok önem vermeleri gerekir”
Diyabet ve ayak bakımı
Diyabet hastalarının ayaklarına özen göstermesi ve özel bir ayak bakımı uygulaması yapmaları gerekmektedir. Çünkü ayak bakımına yeterince özen gösterilmemesi, ciddi problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Kan şekeri düzensiz ve çok yüksek seyreden diyabetlilerde, sağlıklı bireylere nazaran ayak problemleri daha fazla görülmektedir. Bunun nedeni de damarlarda oluşan kan dolaşımı bozukluğudur.

Kişinin kan şekeri sürekli yüksek seyrettiğinde damarlarda tahribat başlamakta; tahribata uğramış damarlar, kanı yeterli ve sağlıklı bir şekilde organlara ulaştıramadığı için de organlarda fonksiyon bozuklukları ile uzun vadede geri dönüşümü olmayan hasarlar görülmektedir.

Diyabete bağlı sinir hasarları, ayaklarda his kaybına neden olabilir. Bu nedenle ayaklarda meydana gelen kesikler veya yaralar fark edilmeyebilir. Ayrıca ayaklarda zamanla biçim değişikliği de meydana gelebilir. Bu değişim yerlerinde, yaralar ve ayak ülserleri ortaya çıkabilir. Ülserler çok çabuk iltihaplanarak ciddi sorunlara yol açabilir.

Aşağıdaki bulgularda doktora başvurulması önerilmektedir:
• Deride renk değişiklikleri
• Bölgesel ısı artışı
• Ayakta ve bilekte şişlik
• Bacaklarda ağrı (dinlenme veya hareket sırasında)
• Yavaş iyileşen yaralar
• Tırnakta mantar enfeksiyonu veya batık
• Nasır oluşumu
• Deride çatlakların oluşumu

Yapılabilecekler:
• Ayaklarınızı her gün kontrol edin
• Ayaklarınızı her gün tahriş etmeyen bir sabun ve ılık suyla yıkayın
• Ayak tırnaklarınızın bakımına özen gösterin (Tırnaklarınızı düz kesin, köşeleri derin almayın.)
• Ayaklarınızdaki nasırlara ve sertleşmiş deri bölümlere dikkat edin
• Ayaklarınızı koruyun
• Ayak dolaşımınızı güçlendirin
• Ayağınızı sıkmayan ayakkabılar giyin
• Sorunlarınızı sağlık ekibinizle daima paylaşın

Diyabet ve ağız bakımı
Diyabet hastalarının ağız sağlığı konusunda özenli olmaları gerekmektedir. Diyabet kontrolü iyi olmayan hastalarda çürükler daha sık görülür. Diyabet durumunda ağız içi florası da değişebildiğinden, diş eti hastalıklarının görülme sıklığı da artar. Tüm diyabet hastalarının diyabet kontrolünü, olabilecek en iyi şekilde sağlamaya çalışması gerekmektedir. Bununla beraber diyabet hastalarının üstüne düşen görev, hijyenik ağız temizliğini uygulamaktır. Bunun için diyabet hastaları, uygun bir fırça ile günde iki ya da üç kez dişlerini fırçalamalı ve ağız içi yıkama solüsyonları ile gargara yapmalıdır. Hiçbir şikâyeti olmasa da diyabet hastalarının yılda iki kez (6 ayda bir) diş doktorlarına giderek, kontrollerini yaptırmaları ve ağız bakımı konusunda profesyonel yardım almaları gerekmektedir.

Diyabet ve cilt bakımı
Cildimiz, vücudumuzu çevresel faktörlere ve enfeksiyonlara karşı koruyan bir organımızdır. Diyabet kontrolünün iyi olmadığı durumlarda, ciltte daha sık enfeksiyon görülmektedir. Özellikle cildimizin hassas bölgelerinde (kıvrım yerleri, nemli kalan, iyi havalanamayan bölgeler) enfeksiyon riski artmaktadır. Ayak parmak araları, kasık bölgesi, koltuk altları ve özellikle kadınlarda meme altında kalan bölge, mantar ve deri enfeksiyonları için en zayıf yerler arasındadır. Bu bölgelerin temiz ve kuru tutulması, her gün düzenli olarak renk değişikliği olup olmadığının kontrol edilmesi; olası bir enfeksiyon sorununa karşı erken müdahale ile önlem alınmasını sağlayacağından, ileride oluşabilecek harabiyeti engelleyecektir. Herkesin uyguladığı genel hijyen kurallarına diyabet hastalarının da uyması gerekmektedir. Düzenli olarak banyo yapılmalı, banyo sonrasında tüm vücut iyice kurulanmalı; eğer ciltte kuruluk oluşuyorsa, nemlendirici kremler kullanılmalıdır.

Diyabet ve göz sağlığı
Diyabet kontrolünün iyi olmadığı durumlarda göz sağlığı bozulmakta ve ciddi hasarlar oluşmaktadır. Diyabet hastaları, hiçbir şikâyeti olmasa da rutin olarak yılda en az bir kez bir göz muayenesi yaptırmalıdır.

Diyabetin göz üzerindeki olumsuz etkileri
Diyabetle birlikte görülen en önemli ve en sık göz komplikasyonu “Diyabetik Retinopati”dir. İkinci sıklıkta görülen komplikasyon ise hastalarda çift görmeye neden olan “Göz Kasları Felçleri”dir. Bu komplikasyonda en çok, gözü dışa baktıran kaslar tutulur. Genellikle bir kaç ay içerisinde bu durum kendiliğinden düzelir. Ayrıca gözün saydam tabakasında bazen yüzeysel tahrişler oluşabilir. Hastalar bu durumda gözlerinde irritasyon ve batmadan şikâyetçi olur.

Diyabetli hastalarda “Göz Tansiyonu” (Glokom) hastalığının normal insanlara göre daha sık görüldüğü bilinmektedir. “Katarakt” da diyabet hastalarında sıklıkla görülen ve ameliyat ile tedavi edilebilen bir göz hastalığıdır. Göz sinirinin iltihabi hastalığı olan “Optik Nöropati” ise sık görülmemekle birlikte; ani şekilde görme kaybına neden olabilen ve bazı durumlarda körlükle sonuçlanabilen bir komplikasyondur.

Kırılma kusuru değişiklikleri:
Kan şekerinin aniden yükselmesi gözün kırma gücünü artırarak, “Geçici Miyopi”ye (uzağı görememe), kan şekerinin özellikle insulin tedavisi sonrası aniden düşmesi ise “Geçici Hipermetropi”ye (yakını görememe) neden olmaktadır. Kan şekerinde ani yükselme ve düşmeler nedeniyle büyük dalgalanmalar oluşuyorsa, bu dönemde gözlük testi yapılmaması tavsiye edilmektedir. Kan şekeri normal ve stabil düzeye geldiğinde uygulanacak test ile gözlük değişimi yapmak daha sağlıklı olacaktır.

Diyabet Ve Egzersiz
“Düzenli yapıldığı takdirde egzersizin çok yönlü faydaları bulunmaktadır”

Egzersiz, kan şekeri seviyesini düzenlemeye yardımcı olması açısından diyabet hastaları için faydalıdır. Düzenli egzersiz yapanların genel olarak insülin hormonuna hassasiyetleri artmakta; böylece insülin, vücutta daha etkili bir şekilde kullanılmaktadır. Bu hem kişinin kendi salgıladığı; hem de dışarıdan ilaç tedavisi olarak aldığı insülin için geçerlidir. Düzenli egzersiz yapan kişilerde damar sertliği (ateroskleroz) de daha az görülmektedir. Diyabetin damar sertliği oluşumuna sebep olan faktörlerden biri olması nedeniyle egzersiz, diyabet hastalarında daha da önem taşımaktadır. Egzersizin düzenli olarak yapılması ve kişinin yaşı ile kondisyon durumuna uygun egzersizi seçmesi gerekmektedir. Yürüyüş her yaşta yapılabilecek bir egzersiz formudur. Ancak daha önce düzenli olarak spor yapmamış kişiler; tenis, basketbol, futbol gibi çok efor gerektirecek sporlara kalkışmadan önce doktorları ile görüşmelidir. Diyabet hastalarının haftada en az 3 kez, 30 dakikalık yürüyüşe denk gelecek bir egzersiz yapmaları önerilmektedir.

Diyabetli Hastaların Seyahati
“Önlem almadan yola çıkma”
Seyahat için çoğu zaman çok büyük bir hazırlık gerekmemekle birlikte; ihtiyaçlar önceden belirlenip, ona göre önlem alınmalıdır. İlaç kullanan hastalar, ilaçlarını yanına almayı ihmal etmemelidir. İnsülin kullanan hastalar, seyahat esnasında insülinleri nasıl kullanacağını planlamalıdır. Uzun uçak yolculuklarında hasta, havayolu firmasını önceden bilgilendirerek, diyetine uygun yemek isteyebilir. Hastaların uluslararası seyahatlerde diyetine uygun yemek isteme hakkı bulunmaktadır. Diyet ve beslenme zamanları saat farkından dolayı sekteye uğrayabileceği için hasta beslenme saatlerini de seyahate çıkmadan önce programlamalıdır. Hasta, seyahat öncesinde alması gereken tüm önlemlerle ilgili olarak doktorundan görüş alabilir. Bu önlemlerin yanında hastalar şeker ölçümlerini yapıp, şeker seviyelerinin nasıl seyrettiğini bilmelidir.

Diyabetli Çocuklar
“Çocuklarda psikolojik destek önemli”Çocukluk çağında ortaya çıkan diyabetlerin büyük bir kısmı -yaklaşık olarak %90-95’i- Tip 1 diyabetli sınıfına girmektedir. Tip 1 diyabetli hastalarında insüline bağımlılık söz konusudur. Bu yüzden bu hastaların insülin kullanması gerekmektedir. Burada aileye çok önemli bir yük binmektedir.

Gerek çocukluk çağında gerekse ergenlik döneminde diyabet teşhisi konulan kişilere, hastalığın korkulacak bir şey olmadığı ve hastalıkla nasıl başa çıkılacağı öğretilmelidir. Diyabetin yaşam sürecinin bir parçası olduğu ve bu süreçte hastanın nelere gereksinim duyduğu hem çocuğa hem de ailesine adım adım anlatılmalıdır. Ayrıca hasta henüz çocukluk çağında olduğu için ailenin çocuğa insülin yapması gerekir.

Diyabetli çocuklar;
• İnsülin ve diğer ilaçların kullanımı
• Yiyecekler ve beslenme
• Şeker ölçümü
• Problemlerle baş edebilme konularında bilgilendirilmelidir.

Amerikan Hastanesi
Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü
Dr. Tahir Haytoğlu

Katarakt ‘Yaşlı Hastalığı’ olmaktan çıktı, gençleri de tehdit ediyor

SAĞLIK

Türkiye’de ‘yaşlı hastalığı’ olarak bilinen kataraktın güneş ve sıcak gibi dış etkenlerin tetiklemesi sonucu artık gençlerde de yoğun olarak görüldüğüne dikkat çeken Ankara Dünyagöz Hastanesi’nden Prof. Dr . Merih Önol , hekim tecrübesinin yanısıra kaliteli malzeme kullanılmadan yapılabilecek bir cerrahi operasyonun hastaları görme kaybına uzanan bir yolculuğa çıkarabileceği uyarısında bulunuyor.

Türkiye’de 40’lı yaşlardan sonra genel halk sağlığı sorunu olarak kabul edilen katarakt, bebeklerde doğuştan görülebildiği gibi güneş ve sıcak gibi dış etkenlerle genç nufüsu da risk çemberine alabiliyor. Ankara Dünyagöz Hastanesi’nden Prof. Dr Merih Önol kataraktta dikkat edilmesi gereken çok önemli konulardan birinin göze yerleştirilen merceğin ve kullanılan malzemelerin kalitesi olduğunu söylüyor.

Gerekli kriterlere sahip olmayan merceğin, görme kaybına varan sorunlar doğurabileceği konusunda uyarıyor ve katarakt ameliyatı olacakların göze yerleştirilecek merceğin kalitesini sorgulamaları yönünde tavsiyede bulunuyor.

İkincil Katarakt Riskine Dikkat
Kalitesiz merceklerle yapılan ameliyat sonrası gözde enfeksiyon ve farklı komplikasyonlar gelişebileceğini anlatan Prof Dr. Merih Önol , bu durumun kısa bir süre sonra hastanın ikinci kez katarakt olma riskini beraberinde getirdiğini vurguluyor. Böyle durumda kalınlaşan katarakt zarının lazerle açılmasının gerektiğini bunun ise hasta için ayrı bir ameliyat riski ve maddi külfet anlamına geldiğini belirtiyor.

Katarakt ameliyatında ameliyatın başarısını, hekimin tecrübesi ve göz içine konulan merceğin kalitesinin doğrudan etkilediğini anlatan Prof Dr. Önol , şunları kaydediyor; “Ben bir hekim olarak katarakt ameliyatı olacak hastalara dünyaca kabul edilmiş sağlık normlarında göz içi merceklerinin gözlerine takılmasını tercih etmelerini tavsiye ederim. Göz içi lenslerinin doğru seçimi sayesinde görme düzeyi yüksek kalite ve kontrastta sahip olacak, gece görüşü diğer merceklere göre çok daha kaliteli olacaktır.

Fako İle Göze Dikiş Atma Dönemi Bitti
Günümüzde modern katarakt cerrahisinin sanıldığı veya söylendiği gibi lazerle yapılmadığını belirten Prof Dr Önol fako cerrahisi sayesinde gözdeki dokuların hasar görmeden lazer ameliyatı gibi dikiş konulmadan operasyonun yapıldığını kaydediyor. Ve şu bilgileri aktarıyor; “Fako cerrahisi cerrahın ustalığı geliştikçe hız ve mükemmellik kazanır. Bu ameliyat genellikle damla anestezisi altında yapılır, zor ve ileri vakalarda lokal, hatta genel anestezi de uygulanabilir. Genellikle çocuk ve gençlerde genel anestezi gerekir. Fako cerrahisinin başarısı küçük, yatık kesili bir ameliyat olmasından kaynaklanır. Göze küçük tüneller açılarak girilir ve merceğin ön kapsülü soyularak alınır. Gözü hem normal basınçta bırakabilmek hem de fako sırasında gözün iç dokularını koruyabilmek için gözün ön bölümü viscoelastik maddeyle doldurulur.

Bu aşamada konulan viskoelastiğin kalitesi, korneayı koruması bakımından çok önemlidir. Fako ile ameliyat, merceğin çekirdeğinin küçük parçalara bölünmesi ve öğütülerek alınmasını sağlayan bir cihazın kullanılmasıyla yapılır. Bu sırada merceğin arka kapsülünün korunması buraya yeni bir mercek konulacağından çok önemlidir. Fako enerjisini en az ve kısa sürede kullanmak, göz içi dokularının zarar görmesini engeller. Kataraktın çekirdeği fakoyla tamamen temizlendiğinde kalan lifler de emilir ve merceğin kapsül kesesi berrak bir şekilde bırakılır. Bu kesenin sağlamlığından emin olununca katlanır bir göz içi merceği aynı tünelden göz içine yerleştirilir.”

Uzak Ve Yakın Gözlüklerden Kurtulmak Mümkün
Göz içi merceklerinin gözü mümkün olduğunca numarasız hale getirmek için konulduğunu anlatan Prof Dr Önol, son yıllarda 2-3 numaraya kadar astigmatı düzeltebilen göz içi lensleri kullanılmaya başlandığına işaret ederek şöyle devam ediyor; “Modern cihazlarla yapılan mercek ölçümleri gözü numarasız bırakabilme imkanı veriyor. Multifokal lenslerle hem de uzak ve yakın gözlüklerden aynı anda kurtulmak mümkün. Multifokal mercekler çok odaklı göz içi mercekleridir. Hem yakını hem de uzağı net gösterir. Hastanın yaşı, uzak ve yakın gözlük dereceleri, mesleği gibi kriterlerin özel ve detaylı tetkiklerle belirlenen göz yapısından elde edilen sonuçların değerlendirilmesiyle uygun bulunan ve hastalara tavsiye edilen lenslerdir.

Bu yeni jenerasyon lensleri rahatlıkla ve çok kısa sürede gerçekleştirilen bir operasyon ile acı –sızı olmadan hastaların göz içine yerleştirilir. Bu merceğin uygulandığı hastalarımızın ameliyat sonrasında tüm göz kırma kusurları ortadan kalkar. Hastalarımız hem yakını hem de uzağı rahatlıkla görür hale gelir. Cep telefonundaki küçük yazılar, sinemadaki alt yazılar, dizüstü bilgisayarların giderek küçülmesi, yazıların okunamaması gibi sorunlar ortadan kalkar. İyileşme süreci kısa olan bu tedavi yöntemi ile hastalar ameliyattan hemen birkaç gün sonra günlük yaşantılarına geri dönebilirler.’

Türkiye’ nin ilk mikroIVF bebeği dünya ya geldi

SAĞLIK

Türkiye’de uygulanan ilk MikroIVF uygulaması başarılı oldu. İnfertilite (kısırlık) tedavisinde klasik tedavi yöntemlerine alfernatif olarak geliştirilen MikroIVf uygulamasında ilk doğum gerçekleşti. Tekniği Türkiye’ de ilk kez uygulayan Maya Tüp Bebek Merkezi’ nin Tıbbi direktörü Op.Dr. Osman Denizhan Özgün; “Daha önce aşılama yöntemi uygulanmış ancak olumlu sonuç alınamamış Yasemin-Fatih Topaloğlu çiftine MikroIvf tedavisi uyguladık, ülkemizde ilk kez uygulanan bu yöntem ile sağlıklı bir gebelik elde edildi ve Mikroivf nin ilk bebeği dünyaya geldi, ilerleyen aylarda diğer MikroIVF tedavilerinin sonuçlarını da yayınlamayı planlıyoruz” dedi.

Aşılama tedavisine alternatif olarak uygulanan MikroIVF ile gebelik şansı iki katına çıkarılabiliyor. Yöntemde Mikroenjeksiyon tekniğine göre daha az ilaç kullanılıyor ve maliyeti daha düşük oluyor. Bu nedenle MikroIVF tedavisi, aşılama yerine daha yüksek başarı oranı isteyen ve maddi problemler yüzünden Tüp Bebek ve Mikroenjeksiyon uygulamalarına ulaşamayan çiftler için umut vaat ediyor.

İnfertil çiftlerin tıbbi durumlarına en uygun tedavileri belirleme konusunda titizlikle çalıştıklarını belirten Dr.Özgün, “uyguladığımız yeni ve doğru tedavi yöntemleri ile Türkiye’ de yardımcı üreme teknikleri ile elde edilen gebelik oranlarını artırmayı hedefliyoruz” dedi.